28 Eylül 2009 Pazartesi

Müzikte direnişin adı: Bandista

Bandista, kaç kişiden oluştuğu ya da kimlerin çalıp söylediği önemli olmayan bir müzik grubu. Adil bir dünya için müzik yapan Bandista, ünlü
şarkıları marş, marşları da ska formunda çalıyor, dinleyenleri coşturuyor ve hep 'birşeyleri protesto' ediyor.



Bandista, kaç kişiden oluştuğu ya da kimlerin çalıp söylediği önemli olmayan bir müzik grubu. Adil bir dünya için müzik yapan Bandista, ünlü
şarkıları marş, marşları da ska formunda çalıyor, dinleyenleri coşturuyor ve hep 'birşeyleri protesto' ediyor.
bandista

Bandista, 1 Mayıs 2009'da ilk albümleri 'de te fabula narratur'u; geçtiğimiz 12 Eylül'de ise yine bir eylem olarak, 'Paşanın Başucu Şarkıları' isimli ikinci albümlerini internet üzerinden yayınladılar. Mayıs ayından bu yana 60'ın üzerinde performans gerçekleştirdiler. Kendilerinin tanımıyla 'Bandista bir pratiğin içinde kendi kendisini inşa eden ve ihtiyaçtan doğan bir grup.' Üstelik kendilerinin sadece müzik grubu olduğunu da düşünmüyorlar. Bandista'yı anlatırken, 'Bir bütün muhalefet ve mukavemet aleminin yürüyüşünün ihtiyaç duyduğu sesleri üretmek üzere, örgütlenmiş bir kolektif' cümlesini kullanıyorlar. Sabit belirlenmiş bir ekibi yok, müzisyenler de, tını da, tarz da değişebiliyor. Bugün izlediğiniz Bandista yarın bambaşka bir halde karşınıza çıkabilir. Şu anda grubun var oluşu, Bandista'dakilerin olağanüstülükleri üzerine değil, olağanlıkları üzerine kurulu. 'Grupta kimse profesyonel değil' diyorlar ki zaten müziğin 'profesyonel' olarak kategorize edilmesine de karşı bir duruş sergiliyorlar.

Bandista'yı kişilerden koparmalarının sebebi de bu; yani grupta kimsenin adı yok.

ANAMIZ AMELE SINIFINDAN

'Bugün Muğla'da Bandista çıksa ve bu kafada müzik yapmaya başlarlarsa hoş gelmişlerdir. En temelde müzikte seste ve sokakta direnmek... Bu sadece politik bir mücadele değil, aynı zamanda müziğe, metne ve görsele dair de bir mücadele' diyor, 'Anamızın amele sınıfı olduğunu hatırlamak lazım' diye ekliyorlar.

Günümüz dünyasında, albümler artık sadece CD formatında basılıp dağıtılmıyor; son yıllarda dağıtım için interneti kullanmak çok yaygınlaştı. Zardanadam gibi gruplar bunu yıllardır yapıyor. Bandista, 'Bizim için çok net bir ilke var; sesimiz, dilimiz ve sözümüz ne kadar yayılırsa, o kadar iyidir. Bu yüzden 2 albümümüz de 'indiriniz, bastırınız, dağıtınız' ahlakıyla yapıldı. Çünkü bu ne kadar çok insana dağıtılır, ulaşır, kulağına diline ve eylemine bulaşırsa, o kadar anlamlı olur' diyor. Bandista aynı zamanda, 'OpzZz!' adıyla maruf 'Oppa Tzupa Zound Zystem' müzik kolektifinin de parçası. İçinde, Ahibba, Deli, Enzo Ikah Band, Fitisound, Sultan Tunç, Hariçten Gazelciler ve Viya gibi gruplar var. 'Bağımsız ortak üretim ve eylemlerini teşvik etmek; sahneleme ve hareket imkanlarını üretmek. Dahil olunan festival, mekan işi ya da üçüncü kişilerle ticari ilişkileri sözleşmeler veya toplu görüşeler yoluyla mağduriyetten uzak bir zeminde yürütmek ve karşı-kültürel ve sistemin verili biçimlerinin dışında bir mevziiyi inşa etmek için bir araya gelmiş' bir oluşum olduklarını söylüyorlar. Kısacası örgütlenmenin farkında olan müzisyenlerin ürünü... Manifestolarını bu ay oluşturacaklar.

'Büyük plak şirketlerine karşı da haklarımızı savunmak önemli... Bu sadece bizim değil anonimin ve halkın da hakkını savunmak. Çünkü bizim bebekken uyutulduğumuz ninnilerin bile hakları şirketlere satılmış durumda. Bu satışın da Brezilya yağmur ormanlarındaki bitkilerin genetik kodlarının bir takım şirketler tarafından satın alınmasından hiçbir farkı yok. Bu anlamda da bir mevzii inşa etmek istiyoruz' diyorlar.


IMF'Yİ DE PROTESTO EDECEKLER


'Bandista, polis baskısı yaşayan travesti ve transseksüeller de olabilir ya da hayatta kalmak uğruna derdi olan herkes de. Halen darbe koşullarında yaşıyoruz, bu yüzden 'Paşanın Başucu Şarkıları' var. Biz bu belleğin taşıyıcısıyız. 6-7 Ekim IMF ve Dünya Bankası'nın İstanbul'da yapılacak yıllık toplantıları da bundan bağımsız düşünülemez. Bizzat krizin yaratıcıları krizi tartışmak üzere, krizin bedellerini bize ödeterek İstanbul'a geliyorlar. Bandista içinde bulunduğu muhalefet aleminin yaptığını yapacak. Bütün İstanbul'un direnmesi ve dünyanın direnmesi gerektiği gibi direnişte olacak.'

25 Eylül 2009 Cuma

Kentin birbirine karışan ve yaklaşan sesleri: Bajar






Nêzbe/ Yaklaş albümüyle geleneksel şehirli müziği yapan Bajar, 90’lardan beri varolan bir gerçeğin sosyolojik araştırmasının seslenmiş hali gibi…

Ari Hergel, Burak Korucu, Cansun Küçüktürk, Erdem Göymen, Ferhat Güneş ve Kardeş Türküler’in karakteristik sesi Vedat Yıldırım’dan oluşan Bajar geçtiğimiz haftalarda, “Nêzbe – Yaklaş” adlı ilk albümlerini yaptılar. Bajar, genel olarak büyükşehirlerde yaşayan Kürtleri konu alan müzikle karşımızda. “Şehirde karşımıza çıkan işportacı çocuk, inşaatta çalışan bir adam ya da âşık bir genç… Biz şehirde sadece aşk ve pespembe bir dünya yaşamıyoruz. Hepimiz İstanbul’da yaşıyoruz, şehirde karşımıza çıkan durumları anlatacağız”. Bu sebeplerle de şehir anlamına gelen “Bajar” ismini gruba uygun görmüşler. Bu kelimenin de pek çok dilde aynı anlama geldiğini öğrenince de kararlarında sabit kalmışlar. Ek olarak da “şehirli müziği yapıyoruz” diyorlar.

Albümü elinize ilk aldığınızda, Google Earth’ten çekilmiş bir fotoğraf, iç kapakta ise aynı fotoğrafın daha da yakınlaşmış halini, üzerinde büyüteçle görüyorsunuz. Büyütecin işaret ettiği ev üzerinde “Sizler bu şarkıları dinlerken, bu evde bir çocuk Mehmet Uzun okuyor. Şarkımız o çocuğa…” yazıyor. Birlikte İstanbul hayatının bir saatini geçirdiğimiz Ari, Ferhat ve Vedat’a “Kürt diline katkısı olmuş, Türkçeye de birçok yapıtı çevrilmiş bir isim olduğunu bildiğimiz Mehmet Uzun’a göndermenin anlamını” soruyoruz. “Çocuk kendi dilini öğreniyor ve kendi dilinden okuyor bu yüzden de Mehmet Uzun var” cevabını alıyoruz. Albümün dışı Ragıp İncesağır tasarımıyla birbirine aslında oldukça yakın olan kültürlerin daha da yaklaşmasını hedefliyor.

“Türkçe sözlü şarkılar Kürtçe, Kürtçe sözlülerin ise Türkçe tınlamasına çalıştık”
Dışı gibi albümün içi de öyle. “Albüm bir şehir konsepti içinde. Ama sıradan bir şehir konsepti değil. Birbirinin içine geçmiş kültürlerin şehirliliği. Mesela Kürt sorunu yüksek siyaset çerçevesinde konuşulur ve bu meselenin aslında hayatımızdaki izdüşümleri nelerdir çok da bilmeyiz.” diyor Ferhat ve sözü Vedat’a bırakıyor: “Biz aslında albümü yaparken, Türkçe sözlü şarkıların Kürtçe, Kürtçe sözlü şarkıların Türkçe tınlayacak bir biçimde icrasını gerçekleştirmeye çalıştık. Bu anlamda, Bajar’ın albümünde esas olan geçirgenlik ve bu geçirgenliğin göstergeleri.

“Türkiye’de en çok İbrahim Tatlıses ve Sezen Aksu dinleniyor.” diyorlar. “Oradaki melodik örgülere ve karakteristik öğelere baktığımızda, kültürel bir yolculuğa da çıkmak gerekiyor. Sezen Aksu’nun müziğinde Onno Tunç’a varıp, oradan Ara Dinkçiyan’a gidiyorsunuz... Tınıda da o kimliği görebiliyorsunuz. Yani Sezen Aksu’nun müziğinde Ermenice, Türkçe ve Rumca dillerini olmasa da tınılarını birlikte duyuyorsunuz”.
Albümün sloganı 1922’de faili meçhul cinayetlerden birine kurban verdiğimiz yazarlarımızdan Musa Anter’e ait. “Fırat suyu Marmara’ya karıştı…”. “Çünkü İstanbul, 90’lardaki düşük yoğunluklu savaş sonunda birçok insanın zamansız yolculuklarla buraya geldiği ve yaşamaya başladığı bir şehir. O zaman buraya gelen çocuklar büyüdüler. Hizmet sektöründe çalışan birçok Kürt kökenli genç var. Bunun dışında üniversiteli gençler, zenginler… Bir taraftan gettolarda yaşayanlar, yeni bir hayat var ve bunu müzikal bir dille anlatmaya çalıştık. Grup içinde sadece Kürtler de yok üstelik. Ari mesela Ermeni… Yani hepimiz birbirimize karışığız”.

“Bu enstrümanlarla müzik yaptığımızda Amerika’da biri buna halay diyebilecek mi?”

Bajar kullandıkları enstrümanlar bakımından kesinlikle bir rockband. Kendilerinin de söylediği gibi “dilleri ve gerisinde kalan her şey bu coğrafyaya ait”. “Biz bu enstrümanları daha da buralı yapmaya gayret ettik. Yani, perküsyonların çalım tekniklerini davula, bağlamayı synthesizera uyarlamaya çalışıyoruz. Yerine başka bir müzik terimi kullanamadığımızdan Rock adını kullanıyoruz.” diyor Ferhat ve ekliyor, “mesela vokallerde Vedat, bir anda (resitatif) konuşur gibi şarkı söylemeye başlıyor ve o anda rap öğeler müziğimize dâhil oluveriyor”. Başka disiplinlerden de besleniyorlar. Kimi şarkılarda Punk ritimler duyuyoruz. Grupta herkes “batı müziği” kökenli ama bu coğrafyadaki zenginliğe hayranlık duyuyor. “Yani biz hâkim olduğumuz enstrümanlarla bu müziği yaptığımızda Amerika’da biri bunu dinlediğinde bunun halay olduğunu anlayabiliyor mu asıl mesele biraz da bu”.

Onlar müziklerinin “anlatısal bakımdan saykodelik öğeler” taşıdığını söylüyorlar. Pink Floyd, Massive Attack, Prodigy, Red Hot Chili Peppers, Rage Against The Machine etkilendikleri ve dinledikleri gruplar. “Türkiye’den de birçok şey dinliyoruz… Kardeş Türküler de dinliyoruz.” (gülüyorlar). “Orhan Gencebay ‘ın “Elhamdülillah” şarkısının protest duruşu bizi cezbetti ve albüme koyduk. Orhan Gencebay da bir dil yaratma çabası olan müzisyenlerden.”

“İnsanlar Kürtçe duyunca tedirgin oluyorlar”
Önlerindeki projelerde de ilk albümdeki konsepti taşımayı hedefliyorlar. Bir de “halkımızla buluşmayı” diyorlar. “Şatafatlı yerler de düşünülebilir ama biz daha çok bizi dinleyen anlayan insanlarla buluşmak istiyoruz. Mesela Diyarbakır’da bir festival yapılıyor ve yarım milyon insan geliyor. Buralarda sahneye çıkmak istiyoruz ki Dersim’de yapılan Munzur Festivali’ne çıkacağız”.

İstanbul’da birkaç kulüpte sahneye çıkmışlar ama mekân sahiplerinin Kürtçe müzik yapmalarından dolayı tedirgin olduklarından bahsediyorlar. Kürtçe’nin “meşru” olmadığını söylüyorlar. “TRT Şeş bunu kırmadı mı?” diye soruyoruz, “evet bir anlamda kırmış olabilir ama özel kanallara halen izin verilmiyor. Mesela bir radyo programına katıldık ve orada bir dinleyici aradı bizi, Kürtçe selamlaştık ve radyoda ortalık bir anda buz kesti. Kürtçe şarkı çalabiliyorsunuz ama Kürtçe konuşamıyorsunuz.”