3 Temmuz 2010 Cumartesi

Ozan Köyü: Kadıköy

Yıl 1998, Mendirek o zaman bütün “Kadıköy serserileri”ne açık. Asıl adı da “Aygırlar”. Aygırlar’da olmak aykırı olmaktan geliyor. Yanına muz likörünü sütünü alıp bir de içine dışına gitarını katan Kadıköy’ün her bir semtinden gençler ilk entelektüel adımlarını orada atmaya başladılar bürokrasi farkında olmasa da. Gitarı, kemanı, klarneti, koro halinde söylenen şarkılardan şimdinin Kadıköy’lü müzik öğretmenlerinin, müzik gruplarının çıkacağını o zaman kimse kestiremiyor, bilemiyordu. Ama aradan 12 yıl geçti, tarih içinde Aygırlar kapansa da bir sürü müzisyen, ressam, heykeltıraş, yazar içinde Haydarpaşa’nın karşısında söylenen ezgilerden pay alarak kendisini oluşturdu. O tarihlerde Kadıköy’de eğlenmek için pek alternatif yoktu. Livane Pub olarak bildiğimiz yer boş zamanlarımızı geçirdiğimiz okey taşlarının şıngırtısını dinlediğimiz bir kafeteryaydı. Kim derdi ki orada sonradan Neşet Ertaş çalacak da dinleyenler mest olacak diye. Ama Kadıköy’de Neşet Ertaş çaldı, hem de Livane’de.


Kadıköy’de müzik denilince aklıma gelen ilk Kesmeşeker oluyor. Bir de grubun solisti bestecisi, gitaristi Cenk Taner’in Ozan ruhu. Ben onları ilk kez hayal meyal hatırladığım minicik bir konser salonu olan ama şimdi kocaman bir binaya dönüşen Caddebostan Kültür Merkezi’nde izlemiştim. Bu aynı zamanda 11 yaşında gittiğim ilk rock konseriydi. En çok da “İstanbul İstanbul” şarkısı kafama kazınmıştı. Cenk Taner bugünlerde aktif olarak müzik yapmasa da Kadıköy’ün önde gelen “ozan müzisyenler”i arasında ilk sıralarda duruyor. “Aşklar bizi terk etti” şarkısında da dediği gibi Cenk’in: “Lodos vardı İstanbul’da Kadıköy’de Allah Allah…”

80’li yılların sonunda oluşan ve 90’lı yılların başında çoğumuzun artık bildiği “Kadıköy Sound”un çıkış noktasında da yine Kesmeşeker bulunuyor. Derken Demirhan Baylan… Demirhan Baylan’ı da Kadıköy’lü bir ozan olarak tanımlamak gerekir. Zira Kesmeşeker kadar Demirhan Baylan’ın da Kadıköy Sound’una dâhil olduğunu söylemek gerekir.

Yavuz Çetin’i atlamamak gerekiyor. 2001 yılında hayatına kendi iradesiyle son veren Yavuz Çetin ölümünün ardından ismi duyulan, albümü basılan, hakkı geç verilmeye çalışılmış ama durduğu yer itibarıyla halen pek az bilinen Kadıköy’lü ozanlar arasında. İsmi, mutlaka Kadıköy’de bir sokağa verilmesi gerekilen müzisyenler arasında olduğunu düşünüyorum. Sokağın açılışında da belki “Yaşamak İstemem Artık Aranızda” çalmalı, durum daha da ironik ve karmaşık bir hale gelmeli. Yavuz Çetin dedikten sonra ise Turgut Berkes’den bahsetmek gerekir. Onu ara sıra Shaft’ta dinleyebiliyoruz, coşuyoruz. Karapaksi Kudret Kurtcebe, Kadıköy Sound olarak isimlendiren bu akımın önemli temsilcileri olarak yollarına devam ediyor.

Peki, Kadıköy’de başka kimler var? “Acayip Şeyler” albümüyle dikkat çeken oriental blues gubu Luxus da Kadıköy grubu olarak adlandırılabilir. Çünkü müzisyenlerinin neredeyse hepsi Kadıköy’lü. Hem de birçoğu doğma olmasa da büyüme ve müzik öğrenme süreci itibarıyla Kadıköylüler. Karadeniz rock müzik yapan ve “yüksek oranda radyasyon içeren” Marsis’i atlamayalım. Onlar ilk kez, Livane’nin “resmi grubu” olarak adlarını duyurdular ve şimdiki hallerini aldılar. Yani Kadıköylüler.

Kadıköy’den çıkan birçok grup yeni bir hareketin de örgütleyicisi durumunda. Onlar da isminden sıkça bahsedilecek ozanlar arasına girmek üzereler. Yaşasın kolektif: “Kadıköy Kolektif. Kadıköy Kolektif’in içinde Oracles Always Live, DDR, Toz ve Toz, Kupka, Motor Moose gibi gruplar ve Seni Görmem İmkânsız, Kahinar gibi projeler bulunuyor. Kadıköy’ün kendine özgü dergilerinden Karga Dergi’nin Mayıs sayısında konuyla ilgili ayrıntılı bir röportaj da bulunuyor.

Kadıköy daha kimlere gebe bunu yakında göreceğiz. Daha ne gibi ozanlar, ne gibi ses tınıları kaplayacak sokaklarımızı bakacağız. Bir de şu minibüsçülerin korna sesi olmasa… Ya da kornaya basmak paralı olsa…

Kadıköy Dergisi sayı: 2 Bozuk Çalar Köşe yazısı