18 Aralık 2010 Cumartesi

Artık Ways değil Subway (Kadıköy dergisi yazısı)


Biyografisinde, “New England Konservatuarı ‘Third Stream"’ bölümünde George Russel ve Joe Maneri’yle çalıştı, Harvard Üniversitesi’nde elektronik müzik bölümünde müzik derslerine katılarak Ivan Tchrepnin ve John Cage gibi, bu müziğin önde gelen temsilcileriyle performanslar yaptı (rd Üniversitesi ve New York). Daha sonra Berklee College of Music okulunda Ian Forman, Joe Hunt, Jamey Haddad, Giovanni Hidalgo ile çalıştı. Caz alanında, New York’ta Bern Nix (313), Cecil Taylor (Times Cafe) ve Raphe Malik’le (Toronto Jazz Festivali) birlikte çaldı. Billy Higgins, Reggie Workman ve Dewey Redman gibi ustalarla "session"lar yaptı. Boston’da, Aydın Esen, Onur Türkmen, (N.E.C) , Joshua Redman, John Lockwood (Adkins),  Avishai Cohen (Berklee), Raqip Hassan (Black Heritage Festivali),  Joe Morris, Nate McBride,  Michael Adkins (Zitegeist), Jim Hobbes, Timo Shenko (Knitting Factory, Nu Yorekans Poets Cafe, Middle East, Green Street), Eric Zinman (Zeitgeist, Bookcellar) ve daha birçok müzisyenle çaldı” gibi şeyler yazan bir insan neden Türkiye’ye geri döner?


Bu kadar yıl yurtdışında kalıp, orada burada bir müzisyenin hayal gücünü zorlayacak adamlarla beraber sahne tozunu yutup, geri dönmek hiç de akıl kârı değilmiş gibi görünüyor öyle değil mi? Şenol Küçükyıldırım’a bunu sorduğumda. Esprili bir biçimde “sence neden?” diye sorup,  “Mecburiyet” cevabını veriyor. Ama ne yazık ki Türkiye’de “her Türk asker doğar” mantığının işlediğini unutmamalıyız. İster müzisyen olsun, ister 10 numara sporcu, isterse istediğini olsun, kariyerinin doruk noktasında, belki her şeyi bırakıp, gelip en az 1 ay askerliğini yapmak zorunda.  Bu yüzden herhalde biz kadınlar daha şanslıyız. Kariyerimizi anca bir adam için falan bırakıyoruz ki o da kesinlikle kendi tercihimiz oluyor, zorunluluk değil.


Şenol’un biyografisinin gerisindeyse şunlar yazıyor: “2002’ de 12. Uluslararası Akbank Caz Festivali’nde (Babylon) kendi adını alan triosuyla (Aydın Esen, John Lockwood), 13. Uluslararası Akbank Caz Festivalivali’ nde Mother Tongue adlı grubuyla Tophane-i amire'de (Onur Türkmen, Robert Reigle, Tim Hodgkinson) Ve yine kendi adını alan ikinci triosuyla (Onur Türkmen ve Robert Reigle) Babylon’ da yer aldı.Tufts University, Mass College of Arts, MIT, University of Massachusetts, Cambridge TV’de ve Amerika’nın çeşitli yerlerinde radyo ve televizyon programlarına katıldı. Halen İstanbul’da yaşamakta olan Şenol Küçükyıldırım, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmakta, Boston-New York-Kanada-İstanbul ekseninde performanslarını sürdürmektedir”. Ben biyografiyi buraya direkt koydum çünkü belki de aslında Kadıköy’den kapı komşunuz olan bu sıra dışı adamı görüyor ve sevmiyorsunuzdur.  Ama gerçekten Şenol’un birlikte çaldığı / çalıştığı adamlar, onun enstrümanında ne kadar iyi olduğunun sadece küçük bir kanıtı gibi.  Üstelik bütün bunlara karşın da dünyanın en mütevazı adamı olduğunu da söylemem gerekir. Onu bazen bisikletin üstünde, kafasında kaskla görebilirsiniz. Zaten müzisyenler duyarlı insanlardır ama hiç birinin internet sitesinde Peter Singer’ın ‘Hayvan Özgürleşmesi’ kitabına veya makepovertyhistory.org sitelerine link verildiğini görmemiştim.


Şenol, geçtiğimiz aylarda Gökçen Dilek Acay, Ceylan Ertem, Can Ömer Uygan, Murat Çopur Sevket Akıncı’yla birlikte 2007 yılında oluşturduğu Ways grubuyla birçok konser vermişti. Şimdiyse bas gitarda Murat Çopur ve seslerde Ceylan Ertem’in olacağı çok daha sert bir müzikle geri döneceğini yavaş yavaş duyurmaya başladı. Bana da ilk yazmak düştü. Bu arada unutmadan grubun adı Subway! Şenol’u her n Kadıköy sokaklarında görebilir, ya da bir yerlerde çarken yakalayabilirsiniz. Jam session ustasıdır kendisi, müzikte kullandığımız “kanlı takip” söylemi de onun işi! Onunla karşılaşana kadar önerimiz: http://www.myspace.com/kucukyildirim  ve / veya www.senolkucukyildirim.net’ten takip etmenizdir.