18 Aralık 2015 Cuma

Müzikte direnişin adı: Bandista


Bandista, kaç kişiden oluştuğu ya da kimlerin çalıp söylediği önemli olmayan bir müzik grubu. Adil bir dünya için müzik yapan Bandista, ünlü
şarkıları marş, marşları da ska formunda çalıyor, dinleyenleri coşturuyor ve hep 'birşeyleri protesto' ediyor.

bandista
Bandista, 1 Mayıs 2009'da ilk albümleri 'de te fabula narratur'u; geçtiğimiz       12 Eylül'de ise yine bir eylem olarak, 'Paşanın Başucu Şarkıları' isimli ikinci albümlerini internet üzerinden yayınladılar. Mayıs ayından bu yana 60'ın üzerinde performans gerçekleştirdiler. Kendilerinin tanımıyla 'Bandista bir pratiğin içinde kendi kendisini inşa eden ve ihtiyaçtan doğan bir grup.' Üstelik kendilerinin sadece müzik grubu olduğunu da düşünmüyorlar. Bandista'yı anlatırken, 'Bir bütün muhalefet ve mukavemet aleminin yürüyüşünün ihtiyaç duyduğu sesleri üretmek üzere, örgütlenmiş bir kolektif' cümlesini kullanıyorlar. Sabit belirlenmiş bir ekibi yok, müzisyenler de, tını da, tarz da değişebiliyor. Bugün izlediğiniz Bandista yarın bambaşka bir halde karşınıza çıkabilir. Şu anda grubun var oluşu, Bandista'dakilerin olağanüstülükleri üzerine değil, olağanlıkları üzerine kurulu. 'Grupta kimse profesyonel değil' diyorlar ki zaten müziğin 'profesyonel' olarak kategorize edilmesine de karşı bir duruş sergiliyorlar.
Bandista'yı kişilerden koparmalarının sebebi de bu; yani grupta kimsenin adı yok.

ANAMIZ AMELE  SINIFINDAN 'Bugün Muğla'da Bandista çıksa ve bu kafada müzik yapmaya başlarlarsa hoş gelmişlerdir. En temelde müzikte seste ve sokakta direnmek... Bu sadece politik bir mücadele değil, aynı zamanda müziğe, metne ve görsele dair de bir mücadele' diyor, 'Anamızın amele sınıfı olduğunu hatırlamak lazım' diye ekliyorlar.
Günümüz dünyasında, albümler artık sadece CD formatında basılıp dağıtılmıyor; son yıllarda dağıtım için interneti kullanmak çok yaygınlaştı. Zardanadam gibi gruplar bunu yıllardır yapıyor. Bandista, 'Bizim için çok net bir ilke var; sesimiz, dilimiz ve sözümüz ne kadar yayılırsa, o kadar iyidir. Bu yüzden 2 albümümüz de 'indiriniz, bastırınız, dağıtınız' ahlakıyla yapıldı. Çünkü bu ne kadar çok insana dağıtılır, ulaşır, kulağına diline ve eylemine bulaşırsa, o kadar anlamlı olur' diyor. Bandista aynı zamanda, 'OpzZz!' adıyla maruf 'Oppa Tzupa Zound Zystem' müzik kolektifinin de parçası. İçinde, Ahibba, Deli, Enzo Ikah Band, Fitisound, Sultan Tunç, Hariçten Gazelciler ve Viya gibi gruplar var. 'Bağımsız ortak üretim ve eylemlerini teşvik etmek; sahneleme ve hareket imkanlarını üretmek. Dahil olunan festival, mekan işi ya da üçüncü kişilerle ticari ilişkileri sözleşmeler veya toplu görüşeler yoluyla mağduriyetten uzak bir zeminde yürütmek ve karşı-kültürel ve sistemin verili biçimlerinin dışında bir mevziiyi inşa etmek için bir araya gelmiş' bir oluşum olduklarını söylüyorlar. Kısacası örgütlenmenin farkında olan müzisyenlerin ürünü... Manifestolarını bu ay oluşturacaklar.
'Büyük plak şirketlerine karşı da haklarımızı savunmak önemli... Bu sadece bizim değil anonimin ve halkın da hakkını savunmak. Çünkü bizim bebekken uyutulduğumuz ninnilerin bile hakları şirketlere satılmış durumda. Bu satışın da Brezilya yağmur ormanlarındaki bitkilerin genetik kodlarının bir takım şirketler tarafından satın alınmasından hiçbir farkı yok. Bu anlamda da bir mevzii inşa etmek istiyoruz' diyorlar.
IMF'Yİ DE PROTESTO EDECEKLER
'Bandista, polis baskısı yaşayan travesti ve transseksüeller de olabilir ya da hayatta kalmak uğruna derdi olan herkes de. Halen darbe koşullarında yaşıyoruz, bu yüzden 'Paşanın Başucu Şarkıları' var. Biz bu belleğin taşıyıcısıyız. 6-7 Ekim IMF ve Dünya Bankası'nın İstanbul'da yapılacak yıllık toplantıları da bundan bağımsız düşünülemez. Bizzat krizin yaratıcıları krizi tartışmak üzere, krizin bedellerini bize ödeterek İstanbul'a geliyorlar. Bandista içinde bulunduğu muhalefet aleminin yaptığını yapacak. Bütün İstanbul'un direnmesi ve dünyanın direnmesi gerektiği gibi direnişte olacak.'

2009, AKŞAM

7 Şubat 2013 Perşembe

'4/4'

Son zamanlarda hatta aylarda dinlediğim en iyi şey '4/4'.
Kaç kere dinlediğimi ne siz sorun ne de ben söyleleyim ki aslında hiçbir zaman aynı şeyi dinlemiyorum.
Ben bir şey demeyeyim her türlü göndermesi ve her nevi güzelliğiyle işte Nekropsi... Bu arada kampanyaya dikiz lütfen! 'Aralık' da atlanmasın dostlar.

Dinlemek için:
http://nekropsi.bandcamp.com/


Hem dinleyip hem eğlenip hem de uygulamak için :):
http://www.nekropsi.net/4-4/app/4e4.html




6 Ağustos 2011 Cumartesi

Müzikle sosyal değişimin adı: ‘El Sistema’ Türkiye’de!

Müzikle sosyal değişimin temellerini atan El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu, o sistemin içinden çıkan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel ve Simon Bolivar Senfoni Orkestrası Türkiye’de.

Özge Ç. Denizci

2006 yılında Andante dergisi yayın yönetmeni Serhan Bali’nin yazılarından okumanın yanı sıra, internette en çok tıklanan videolara sahip oluşuyla da büyük bir şöhret sahibi olan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel Türkiye’ye geldi. Kendisi de ‘El Sistema’ hareketi içinde doğan Dudamel, Simon Bolivar Senfoni Orkestrası’yla birlikte Haliç Kongre Merkzi’nde pazartesi ve Salı günleri iki farklı konser verecek.

Sadece müzik alanında değil sosyal alanda da büyük bir başarı sağlamış olan Venezüellalı ‘El Sistema’ hareketi, yankıları ve benzerleri dünyanın çeşitli ülkelerinde kurulmaya başlanan bir oluşum. Oluşumun en önemli özelliği, her biri birbirinden farklı hikayelere sahip çocukların müzik yoluyla hayatlarının değiştirmesi yani bir yerde müziğin gücü.

DÜNYANIN HER YANINDA ‘EL SİSTEMA’

Bundan 33 yıl önce 1975 yılında Venezüella’nın başkenti, Caracas’ta bir otoparkta Jose Antonio Abreu tarafından kurulan 11 kişilik orkestra, artık bugünlerde 300 bin Venezuellalı fakir çocuğa müzik öğrenimi sağlıyor ve onların hayatını değiştiriyor. Felsefesi ve öğretim biçimleri dünyanın dört bir yanına yayılan sistem doğudan batıya pek çok farklı ülkede mucizeler yaratıyor. Kuşkusuz bu mucizelerden biri de dünyanın en ünlü şeflerinden Gustavo Dudamel. Dudamel de ‘El Sistema’da yetişmiş bir müzisyen. Trombonist ve ses eğitmeninin oğlu olarak dünyaya gelen Dudamel, 10 yaşında bu sistem içinde keman çalmaya başlar ve ardından şeflik öğrenimi görür. Dudamel’in orkestra şefliği alanında yolculuğu ona dünya çapında birçok ödülü de getirir. Derken şef kısa sürede adını dünyaya duyurur.

Tüm dünya için ilham verici bir örnek oluşturan El Sistema’nın kurucusu José Antonio Abreu da İKSV’nin ‘El Sistema’ etkinlikleri kapsamında İstanbul’da. Abreu, 8 Ağustos Pazartesi günü saat 16.00’da The Marmara Taksim’de bir söyleşi gerçekleştirecek. Söyleşide de kuşkusuz ‘El Sistema’ hakkında bilinen ve bilinmeyen farklı konular hakkında bilgi verecek Abreu’ya soru sormak da mümkün olacak. Edirnekapı Barış İçin Müzik Projesi temsilcilerinden, akademisyen Yeliz Yalın Baki, keman virtüözü Cihat Aşkın, piyano virtüözü Süher Pekinel’in katılımıyla, gerçekleştirilecek söyleşinin moderatörlüğünü İstanbul Müzik Festivali Danışma Kurulu üyesi Feyzi Erçin yapacak.


SAHNEDE TÜRKİYE’NİN ‘EL SİSTEMA’LARI

Asıl can alıcı etkinliklerden biriyse bu akşam (7 Ağustos Pazar) günü gerçekleşecek Galata Meydanı’nda gerçekleşecek. Saat 21.00’de Simon Bolivar Orkestrası’nın müzik gruplarından Caracas Brass Ensemble ve perküsyon ekibi Atalaya Percussion Ensemble’ın vereceği iki farklı konserin yanı sıra, Türkiye’nin ‘El Sistema’sı diyebileceğimiz ve Edirnekapı’da binlerce çocuğa müzik öğrenimi sağlayan 2009 yılında Urban Age Ödül’ünün sahibi olan ‘Barış İçin Müzik’’den çocukların yanı sıra, ve Sulukule Kentsel Yıkım ve Yenileme Bölgesi’ndeki çocukları, içinde bulundukları zorluklara rağmen yetenek ve potansiyelleri değerlendirilerek yaşama kazandırmayı amaçlayan Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi de sahneye çıkacak.



MERAKLILARINA KONSER REPERTUARI

Şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası, 8 Ağustos Pazartesi akşamı saat 21.00’de gerçekleştirilecek ilk konserde Tchaikovsky’nin Hamlet, Orkestra İçin Fa minör Fantezi Uvertür, Op.67, Romeo Juliet, Fantezi Uvertür, Fırtına, Fa minör Senfonik Fantezi, Op.18 ve Francesca Rimini, Dante'den Esinli Senfonik Fantezi, Op.32 eserlerini seslendirecek. Orkestra, 9 Ağustos Perşembe akşamı ise, Ravel’in Daphnis ve Chloë, Süit No. 2, Castellanos’un Santa Cruz de Pacairigua, Senfonik Süit, Chavez’in 2. Senfoni, "Sinfonia India" ve Stravinsky’nin Ateşkuşu Bale Süiti (1919) adlı eserlerini seslendirilecek.

7 Temmuz 2011 Perşembe

'Kız Kafası' herkesin dilinde

Tiyatro müzikleri yapan, film müziği bestelemeyi 'yapılacaklar listesi'nin en başına koyan Çiğdem Erken, ilk albümü 'Kız Kafası'nı yayınladı. Özellikle sosyal medyada büyük yankı bulan şarkıların yaratıcısıyla konuştuk.





Babasının bağlamasının sapını ısırarak müzikle tanışan Çiğdem Erken, çocukken her akşam yemeğinden sonra babası ve annesinden şarkılar dinleyerek büyümüş. Küçük şehir çocuklarının başına gelen her türlü zorlukla başa çıktıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'na girip orada müziğin inceliklerini öğrenmiş. Ardından Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde master ve doktora programlarını bitirmiş. Şimdiyse Çiğdem Erken, tiyatro müzisyeni olarak ülkenin çeşitli kurumlarında çalışıyor. Şarkı söylemenin yanı sıra piyanist de olan Erken, 6 yaşındayken ilk kez gördüğü piyanoya o anda aşık olmuş. 7 yaşında ilk piyanosuna sahip olan Erken'in şu anda 4 tane piyanosu var. Sanatçı aynı zamanda Ayşegül Sarıca'yla da 8 yıl piyano çalışmış. Geçtiğimiz günlerde ilk albümü 'Kız Kafası'nı Ada Müzik etiketiyle çıkaran Erken'in albümünde viyolonsel sanatçısı Çağ Erçağ da var Demet Sağıroğlu da.
FAZIL SAY'I İLK BEN DİNLİYORUM
- Tiyatro müziklerinizle tanınıyorsunuz. Tiyatro müziği yapmaya nasıl başladınız?
Mezuniyetim sonrası birkaç farklı kurumda çalıştıktan sonra tiyatro müziğine olan ilgimi ve yatkınlığımı keşfettim. 1995 yılından bu yana aralıksız olarak tiyatro müziği yaptım. Bugüne kadar 35 farklı projenin içinde yer aldım. Genelde Yücel Erten ile çalışırım. Ustam ve sıkı dostumdur. Büyük bir Brecht hayranıyım. Shakespeare olmasaydı yeryüzündeki hiçbir aşk hikayesinin bugünle benzerlik taşıyamayacağına da inanırım ayrıca. Vaktim oldukça dizi müziğiyle de ilgileniyorum. Film müziği yapmak ise mutlaka gerçekleştirilecekler listemin en başında. 'Güvercin' parçamı Cem Tuncer'in aranjmanıyla 'Sinekli Bakkal' dizisinde kullanmıştık. Zaten o günlerde yazmış olduğum bir şarkıydı. Ortaköy'de aşktan kafası karışmış bir halde didişen 2 güvercinin hikayesidir. Senaryo ve hayat öyle paralellikler kurdu ki ben o şarkıyı özellikle o diziye yazmışım gibi oldu. Senarist dostum Gökhan Aktemur ile hayretler içerisinde kalmıştık.
- Fazıl Say albümünüz hakkında güzel şeyler yazmış. Aynı zamanda siz de onunla oldukça yakın arkadaşsınız...
Fazıl ile çocukluk yıllarından beri arkadaşız. 84 senesinde tanıştık. Dile kolay 27 sene. 8 senedir de komşuyuz. Benim piyanomun altında onun yatak odası, onun piyanosunun üstünde de benim yatak odam var. İster istemez birbirimizin çaldığı ve yazdığı her notanın, her sözün canlı şahidi oluyoruz. Şarkı yazınca ilk ona çalarım genelde. Yaşıtız ama müzikal olarak büyüğümdür. Fikrini sorarım ve dinlerim. Yazdığı büyük eserleri ilk dinleyen kişi olmaktan çok mutluyum. Dostluğumuzun yanı sıra onun müziğinin büyük bir hayranıyım. Onun da benim şarkılarımla arası oldukça iyi. Müziğim hakkındaki yorumları beni gönendiriyor.
- Demet Sağıroğlu 'Küçük Prens'te vokal yapmış. Bu birliktelik nasıl doğdu?
Demet dostumdur. Müzikal olarak da güvendiğim ve şarkılarından zevk aldığım bir kadın. Rica ettim, kırmadı; geldi şarkımı söyledi. Unutulmaz bir anı bıraktı bana. Albümde yer alan bir diğer isim olan Borusan Quartet'ten Çağ Erçağ da konservatuarda birlikte büyüdüğüm, çok eski ve güvenilir bir arkadaşım. Dünya çapında bir viyolonselcidir. 2 şarkıda bana eşlik etti ve şarkıların kaderini değiştirecek kadar güzel sololar armağan etti.
- Şarkıların hepsinin sözü ve müziği size ait. Ne kadar zamanda ve nasıl çıktı bu şarkılar? Birine ithaf söz konusu olabilir mi acaba?
Tam senesini hatırlamamakla beraber aşağı-yukarı 20 yıldır şarkı yazıyorum. Başlangıçta ağır geçen piyano çalışmalarının teneffüsü görevi görüyorlardı. İlk şarkılarım genel pop esaslarının etkisinde yazılmış çocuksu dizelerdi. Konservatuarda arkadaşlarımla söyler eğlenirdik. Yaşam ilerledikçe şarkıların tonu, türü, rengi, dili değişti ve sanki içimde hatırlamaya dair yeni bir organ oluştu. 'Aşk hafızam' diyorum şarkılarıma. Yaşadıklarımla hesaplaşmalar yığınım biraz da. İthaflar ise bir ömür boyu bende gizli.
- Peki, 'Kız Kafası' nasıl bir şey?
Kadın-erkek ayrımı genel itibarıyla bana suni görünür. Kız kafası deyimi ile erkeklere bir uzlaşma güvercini yollamak istedim galiba. 'Anlamaya çalışın, niyet kötü değil de kafa kız kafası işte!' demenin müzik hali.
- Önümüzdeki günler için ne gibi projeleriniz var?
Her zamanki gibi tiyatro müziği yapacak, konserler verecek, şarkılar yazacak ve İstanbul'un güzel havasıyla dans etmeye devam edeceğim.

Edirnekapı'da çocuklar, 'barış'ı çalıyor

'Barış İçin Müzik', yüzlerce çocuğun müzik sayesinde önce kendisi ardından da etrafıyla barıştığı bir yer. Urban Age Ödüllü 'Barış İçin Müzik'te Edirnekapılı çocuklar enstrüman çalmayı, müziği en çok da başka bir yaşamı öğreniyorlar.







Müzikle uğraşmak kendini tanımaya başlamak demek. Birlikte müzik yapmaksa hem kendini hem de diğerlerini anlamak ve hatta aynı dili konuşmaya başlamak demek. Yani 'barışmak' için oldukça iyi bir yol. Boşuna da denmemiştir 'Müzisyen adamdan zarar gelmez' diye. 6 sene önce Fatih Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu'nda derslerden sonra çocuklara müzik öğretmeye başlayan 'Barış İçin Müzik' ekibi, ilk başta 10-15 kişiye akordeon dersi vermiş, daha sonra orada bulunan kömürlüğü atölye haline dönüştürmüşler. Derken başka bir okul gelip onlara da ders vermelerini istemiş. Ekip bu kez akordeonun yanına yan flüt derslerini de eklemiş.
1,5 yıl önceyse şu anda içinde 300'den fazla öğrenciye müzik dersi verdikleri binalarını kurmuşlar. 2 binada çalışmalarını sürdüren 'Barış İçin Müzik'in 3. binası da henüz inşaat şamasında. 6 ay önce yaylı çalgı (viyola, çello, keman) derslerine de başladılar ve şimdiye kadar binlerce öğrenciye ulaştılar. Bu işin finansmanı Mimar Mehmet Baki tarafından karşılanıyor. Ama bunun telaffuz edilmesi Mehmet Baki'nin pek de hoşuna gitmiyor. Çünkü bu onun gençlik hayali. 'Paradan daha önemli şeyler var' diyor Baki.
Hedeflerinde daha fazla çocuğa ulaşmak var. Bulundukları ve 'Barış İçin Müzik'i hayata geçirdikleri yer Edirnekapı. Dolaysıyla bu sosyal ortamdaki çocukların 'Müzik dersi alalım da ufkumuz gelişsin' gibi bir dertleri olamıyor. Aslında buradaki müzik de bir sembol, dahası sosyalleştirici bir araç... 'Barış İçin Müzik'ten Yeliz Baki, yakında vakıflaşmayı düşündüklerini söylüyor. Amaçlarıysa, sanatsal yaşama, çocukların katılma hakkını sağlamak bunu da çocuklara karşılıksız müzik eğitimi vererek yapmak. Bu yolla müziği araç olarak kullanarak barışı tesis etmeye çalışıyorlar. Üstelik buna insanın kendisiyle barışık olması da dahil. Mehmet Baki, Yeliz Baki ve 'Barış İçin Müzik'in başından beri öğretmenlerinden olan Turgay Özdemir, Urban Age Ödüllü 'Barış İçin Müzik hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
- Bu oluşumun Edirnekapı'da kurulmasının sebebi nedir?
Yeliz Baki:
Aslında bu süreç 6 yıldan daha uzun. Mehmet Hoca hep bunu yapmak istiyordu. Edirnekapı da bunun için en uygun bölge oldu. Çünkü buradaki çocukların daha çok ihtiyacı vardı. Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Kulca bizi buraya getirdi. Fatih Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu o zaman onların kardeş okuluydu ve oranın müdürlüğünü yapan Kadir Daloğlu idealist biriydi. Bize bütün kapılarını açtı. Hatta pazar günleri bile... Biz çocukları tek tek evlerinden aldık, getirdik. Daloğlu, velilerle konuşmamızda ve çocuklarla iletişim kurmamızda önemli yollar açtı.
Burada başlamamız da doğru oldu. Çünkü buradaki çocuklar sevgilerini bile şiddetle ifade ediyorlar. İlk başta onları bundan vazgeçirmek konusunda zorlandık ama 'Barış İçin Müzik'te çalarak değiştiler.
- Hedefiniz nelerdir?
Y. B.:
Hedefimiz bütün Anadolu'ya bunu taşıyabilmek. Bunun için çeşitli arayışlara girdik. Sahip olduğumuz güçle her yere ulaşamıyoruz. Ekim ayında ilk Anadolu girişimimizi başlatacağız. Iğdır ve Diyarbakır'a atanan tanıdıklarımız var. Onlar da çok idealistler ve 'Acaba orada bir kıvılcım yakabilir miyiz?' diye düşünüyorlar.
BURADA BAŞARI YA DA BAŞARISIZLIK YOK
- Bu işi diğer sanat dalları yerine müzikle yapmanızın sebebi nedir?
Mehmet Baki:
Diğer sanat dalları da olabilirdi ama birisinin bir ıslığı dünyanın diğer tarafına ulaşabiliyor ve oradaki bir şeyi değiştirebiliyor. Böyle müthiş bir gücü var müziğin.
- 'Barış İçin Müzik' ismi nasıl ortaya çıktı?
M. B.:
Müziğin gücü ve barışın zorunluluğuna olan inancımızdan bu isim çıktı diyebiliriz. Öte taraftan bu ülkenin de imzacısı olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi var. O sözleşmede, 'çocukların kültürel ve sanatsal yaşama tam olarak katılma haklarıyla bu konuda uygun ve eşit fırsatlar yaratılmasının teşviki' ayrıca da 'çocukların barış, hoşgörü, cinsler arasında eşitlik duygularıyla, etnik, ulusal veya dini ayrımcılıktan uzak, dostluk ruhuyla yaşam sorumluluğu almaya hazırlanmaları'yla ilgili maddeler bulunuyor. Biz bu maddeleri önemsiyor ve gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
- İşin maddi kısmını tamamen üstlenmiş bulunuyorsunuz?
M.B:
Evet. Kimseden hiçbir yardım almıyoruz. Her şeyi kendimiz karşılıyoruz.
Y.B.: Biz bunu yaparken, bir yandan da bizi görenler dayanışmayı da örgütlüyorlar. Örneğin bir öğrencinin velisi kendi çocuğuna kalem alırken buradaki çocuklara da alıyor. Bizi mutlu eden de bu.
- Çocuklar nasıl bir değişimin içine giriyor?
Turgay Özdemir:
Biz onlara klasik eğitimin dışında bir şeyler veriyoruz. Ne olursa olsun kapıdan dönmüyorlar. Biz onları yetenekleri üzerinden değerlendirmiyoruz. Başarı ve başarısızlık burada yok. Onları yok saymıyor ve ötekileştirmiyoruz. Bir defasında çocuğun birine dişi ve dudağı uygun olmadığı için 'Flüt değil akordeon çalmalısın' dedim, o da 15 dakika ağladı. Ben de ona flütü hazırlayıp verdim. Şu anda çalıyor. Burada biz de öğreniyoruz. Eğitim sisteminin dayattığı kalıpçı ve birbirini ezme üzerine kurulu sistemin dışına çıkıyor, demokratik yaşamı öğretiyoruz.
- Çocukların zor olduğundan bahsetmiştiniz...
M. B.:
14 yaşında çok iyi akordeon çalan bir kızı evlendirdiler. Şu anda 15 yaşında ve çocuğu var. Başka sebeplerle dersleri bırakmak zorunda kalan çocuklar... Ama umudumuz var. Çünkü aileler artık bizi tanıyor ve güveniyor.
Öğretmenler de öğreniyor
Turgay Özdemir, işin başından beri; 6 yıldır burada. Özdemir'in dışında başkaları da var. Örneğin, konservatuar öğrencileri gelip ders veriyorlar. İlk başta 4 öğrenciden fazla öğrenciye ders yapma fikrinin ne olduğunu bilmediği için bundan çekinen öğretmenler şimdi artık daha fazla öğrenciyle çalışmak istiyormuş. Özdemir, 'Bu da buranın ruhundan kaynaklanıyor. Cem Mansur burada ders veren gençlere 'Şef olsanız ne olur, orkestra şefi olsanız ne olur... Asıl burada yaptığınız iş önemli' demişti. Onlar da yaşamadıkları tecrübeleri yaşıyorlar. Burada verdim dersimi gittim durumu yok'.
Sınıf öğretmeni öğrencisinden ders alıyor
'Barış İçin Müzik'te 15 öğretmen, 5 personel var. Ayrıca belli bir seviyeye gelen öğrenciler, yeni gelenlere ders veriyor. Yeliz Baki, 'Biz onlara asistan öğretmen diyoruz. Burada interaktif bir eğitim sürüyor. Hatta ilkokul öğretmeni gelip kendi okuma- yazmayı öğrettiği öğrencisinden ders alıyor ve ona 'Öğretmenim' diye hitap ediyor. Bunu yaparken son derece ciddi ve saygılı'.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Zaga Band: Aile içinde olur böyle şeyler birbirimizin değerini anladık













Fotograf: Mustafa Seven



Okan Bayülgen'in programlarındaki performanslarıyla yakından tanıdığımız Zaga Band, ilk albümleri 'Z Raporu'nu yayınladı. Grup elemanları 10 yıldır birlikte çalıştıkları Bayülgen için 'Zaga Band'in dördüncü kişisi' diyor.



Okan Bayülgen'in programlarından tanıdığımız Zaga Band, beklenen albümleri 'Z Raporu'nu Bayülgen'in de desteğiyle tamamladı. Balad'tan Funk'a, Hard Rock'tan Soft Rock'a birçok farklı türün bulunduğu albümdeki şarkıların her biri sanki farklı bir grubun elinden çıkmış gibi. Her biri yıllarca birbirinden farklı gruplarda çalan Murat Çopur, Tuncer Tunceli ve Yusuf Tunceli'nin müzikal anlayışlarının ve icralarının bir özeti gibi olan albümün ismi bu sebeple 'Z Raporu', yani yılların özeti. Grup elemanları, müzikal yolculuklarını, televizyonda çalmayı, en çok da yeni albümlerini anlattı.
- Zaga Band nasıl kuruldu?
Tuncer Tunceli: Zaga programından çok önce bu proje vardı. Daha önce farklı gruplarda Yusuf'la çalmıştık. 10 yıl önceyse Okan'ın programında Yusuf'la yollarımız kesişti. Biz de Okan'ın bize hediye ettiği 'Zaga Band' ismiyle başladık. Okan'ın da desteğiyle son noktaya ulaştık. 2006'nın yılbaşı gecesi, Murat gruba katıldı.
Murat Çopur: Aslında albümün süreci o noktada başlamış oldu. Benim program ve grup içerisindeki uyumum bir yıl sürdü ama bir sonraki yıl Alp Turaç eşliğinde kayıtlara başladık. Ondan önceyse Tuncer yaptığı şarkıları bizimle paylaştı. Biz de parçaları çalıştık. Parçaların aranjeleriniyse birlikte yaptık. Bu işler kolay olmadığından, bir süre şarkıların kayıtları beklemek zorunda kaldı.
- Okan Bayülgen'in albümle ilişkisi nedir?
Tuncer: Okan, grubun ayrılmaz bir parçası; 4. kişisi. Hemen her ailede de sıkıntılar oluyor ama et tırnaktan ayrılmıyor. Okan'sız zaten bu iş olmazdı. Çünkü Okan bu grubun bir parçası ve sonuçta grubun adı da Zaga Band. 'Bu kadar yıllık adamsınız, bir albüm yapamıyor musunuz da Okan'a ihtiyaç duyuyorsunuz' şeklinde yorumlar var. Ben zaten jingle da yapıyorum, yarışma müziği de... Söz yazan ve beste yapan bir adamım ve biz grup olarak hepsini kaydediyoruz. Ama bu albümde Okan'ın olmaması doğru olmazdı.

BİRBİRİMİZİN DEĞERİNİ ANLADIK
- İnternette hakkınızda 'Zaga Band için bardağı taşıran son damla Okan'ın 'Nahide Ekengil' (Nihal Yalçın) için bir şirketle albüm anlaşması imzalaması olmuştur' şeklinde haberler dolaşıyor...
Tuncer: Zaten o yazılanlarda plak şirketinin de adının geçiyor olması büyük bir yanlış. Çünkü bizim o şirketle ilgili bir sıkıntımız olmadı. Evet, Nihal'e böyle bir albüm yapılacaktı. Nihal'in oynadığı Nahide Ekengil karakterinin şarkılarının ikisini de ben yaptım.
Yusuf: Biz 10 senedir Okan'la çalışıyoruz. Benim ailemden küsüp sekiz sene görüşmediğim insan var. Yani aile içinde de böyle şeyler oluyor. 4 aylık bir dinlenme süreciydi bu, iyi oldu. Biz de albümü tamamlamış olduk, birbirimizi özledik. Üzüldük, birbirimizin değerini anladık. Bu programda çalışmak hayatının büyük bir kısmını oradaki insanlarla geçirmek anlamına geliyor. Bu da albüm sürecinin uzamasına sebep oldu. Çünkü program çok yoğun. Biz de bu sürede albüme tam konsantre olduk ve çıkardık.
Tuncer: Bir de Nihal'in bu konuda hiç suçu yok. Hatta en son oynadığı reklamın da jingle'ını ben yaptım. Bizim aramızda hiç sorun yok. Biz onunla eğlene eğlene iki şarkı yaptık, Okan'la da öyle bir dönem geçirdik ve sonra insanlar bu iki olayı birbirine bağladı. Nihal'in konuyla uzaktan yakından bir ilgisi yok. Halen onunla çalışıyoruz da, görüşüyoruz da. Bizim hakkımızda sürekli bir yerlerde haberler çıkıyor.

YERİMİZE GRUP KOYABİLİRDİ
- Zaga'ya geri dönecek misiniz?
Tuncer: Bu sene zaten sezon bitti. Önümüzdeki sene bakacağız. Şu anda orada çalan 'Incredible Disco Dancers'dan Aziz Kedi ve Feyyaz Yiğit çok yakın arkadaşlarımız. Onlar her zaman profesyonel müzisyen olmadıklarını da söylüyorlar. Kimsenin onları bizimle karşılaştırmasını hoş görmüyorum ve üzülüyorum. Aziz, Türkiye'nin bence en iyi kalemlerinden biri. Feyyaz, nevi şahsına münhasır biri. Müziği hobi olarak yapıyorken Okan onlara görev verdi ve onlar da çalıyor. Okan bizim yerimize başka bir grup da koyabilirdi ama hatıramıza saygı duyarak başka bir grup kurmak yerine, ekibin içinden bir grup çıkardı. Aziz zaten albümümüze müthiş destek oldu. Şarkı sözlerinin düzeltmelerini bile yaptı.
- Televizyonda çalmak nasıl bir şey?
Yusuf: 2002 yılında ilk kez programda çalmaya başladığımızda 'Ne yapacağım?' diye düşünmüştüm. Çünkü ben kulüplerde çalan bir müzisyendim. Kısa bir süre sonra Okan'ın da kalitesiyle bu durum değişti. O, olaya çok hakim ve birçok de şey öğretiyor. Bir zaman sonra her şey çok pratikleşti ve nerede ne yapılması gerektiğini öğrendik. Şimdi nerede ne yapılacağına aynı anda grupla birlikte karar veriyoruz.
- Siz artık tek bir insana dönüşmüşsünüzdür...
Tuncer: Bir televizyon şovunda çalmak tiyatroda canlı müzik yapmaya çok benziyor. Emprovize canlı müzik yapıyorsun ve o andaki ruh hali o kadar önemli ki. Çünkü komik sandığın şey aslında dramatik olabilir ve sen bunu yanlış anlayıp yanlış bir şey yaparsan konuk demoralize olabilir ya da Okan zor durumda kalabilir.
- Canlı çalmak da zor elbette...
Yusuf: Okan'ın programına çıkacağız. Orada bir şarkıyı playback mi yapsak diyorum. Çünkü albümde sound'u ortaya çıkarmak için çok çalışıyorsun. Ama televizyonda canlı çaldığında şarkı bir anda mahvoluyor.
Tuncer: Çıkış şarkısını Türk televizyonlarında playback yapanlara ben bir şey diyemem.
- Albümde kimlerle çalıştınız?
Murat: Alp Turaç, Berk Kula'yla ilk kayıtlarımızı yaptık ve bu konuda bize destek oldular. Fotoğrafları Mehmet Turgut çekti.Okan'ın bir 'Rock Antolojisi' var ve bizim de orada bir sayfamız var. Okan'dan ayrı kaldığımız süre zarfında bize birçok insan destek oldu. Piyasa kötü olduğu için herkes birbirine destek olmaya çalışıyor.
Tuncer: Bizimle çalışan hiç kimse bir kuruş almadı. Biz de onların ihtiyacı olduğunda yanlarında olacağız.

Eve teyp girmesi yasaktı
Albümün öne çıkan şarkılarından biri 'Müzisyen'. Şarkı, kardeş olan Tuncer ve Yusuf Tunceli'yi anlatıyor. Aslında kendi işini yapmak, istediği bölümü okumak isteyen herkesi anlatıyor. Aileleri onların müziğe ilgi duyduklarını anladıktan sonra eve kaset ve teyp girmesini yasaklamış. Yusuf Tunceli, yaşadıkları yasağı 'Ben üniversite diplomamı aldım, çerçeveletip çekmeceye koydum. Evde kötü teyplerle müzik dinliyorduk. Babam işteyken onu sakladığım yatağın altından çıkarıyordum, o gelince yine gizliyordum. Bir çift bagetimi de yine şiltenin altında saklıyordum. Anne babalar da çocuklarının motosiklete binmelerini, bir de sanatla uğraşmasını istemezler çünkü ikisi de risklidir. Hepimiz müzisyeniz hepimiz de motorcuyuz' diye anlatıyor.

Okan Bayülgen'in gruba interaktif bir klip önerisi olmuş. Grup, klibin görüntülerini dinleyiciden almış. Eline gitarı, süpürgeyi alıp ya da elinde hiçbir şey olmadan çalıyormuş gibi yaparak görüntüsünü kaydedip gruba gönderen Zaga Band severlerin görüntülerinden bir klip oluşturulmuş ve Disco Kralı'nda yayınlanmış. Klip şarkısı da 'Machine in My Head'. Şimdiden birçok farklı videoya sahip olan şarkının klibinin son haliyse yakın bir zamanda kolajlanıp hazırlanacak. Grup, 2. klibi de 'Eylül Akşamı'na çekmeyi düşünüyor. Çünkü internette en çok dinlenilen şarkıları o.

Gitarda Tuncer Tunceli, bas gitarda Murat Çopur ve davulda Yusuf Tunceli'den oluşan Zaga Band'i Facebook ve Twitter üzerinden takip edebilirsiniz.

29 Nisan 2011 Cuma

Kardeş Türküler çocukların öykülerini anlattı

Kardeş Türküler, Arto Tunçboyacıyan'la birlikte bir albüme imza attı. Albümün adı, 'Çocuk (H)Aklı'. Albümde, farklı kimliklere ve farklı kültürlere mensup çocukların hikayelerinden korkularına, ortak olduklarımız ve olamadıklarımız var.


Kardeş Türküler'i dinlemek, 15 yılı aşkın süre zarfında, sadece onların müziğine değil, Türkiye mozaiğini oluşturan kimliklere de hakim olmak anlamına geliyor. Çünkü onlar bütün bu zaman içinde yaşadığımız coğrafyanın ezgilerini dinleyicilerine ulaştırdı. Bu albümle Kardeş Türküler, kendi tarihinde bir ilki gerçekleştiriyor ve albümlerinde anonim halk şarkılarından çok, bestecisi belli şarkılara ağırlık veriyor. Bunu da Arto Tunçboyacıyan'la birlikte yapıyor.
Çocuklar, bizim soramadığımız soruları sorar ve bazen o sorular, 'Çocuk aklı' dememizin ötesine geçer. Üstelik bu soruların cevabını vermediğimiz sürece çocuklar  ısrarla sormaya devam eder. Bu albümde de Kardeş Türküler, sıkılmadan sormaya ve sordurmaya teşvik ediyor. Bu yüzden de albümün adı 'Çocuk (H)Aklı'. Büyüklerin düşüncelerine akıl sır erdirememeye, gerçeği rüyalardaki gibi yorumlamaya, hayallere gem vurmamaya kararlı bir albüm bu. Üstelik Kardeş Türküler bunu sadece sözlerle değil, kullandıkları müzikal kalıplarla da ortaya  koyuyor. Bildiğimiz, aşina olduğumuz dillerin yanı sıra, 'Artoca' gibi müzisyenlerin kendilerine  özgü çocuksu dilleri de albümde yerini almış. Hatta Eskimolara özgü şarkı söyleme teknikleri bile var.

ZAMANINDA BİR ALBÜM
Arto Tunçboyacıyan ile Hrant Dink'in ölümünün 40'ıncı gününde bir araya gelen Kardeş Türküler, ilk kez aynı sahneyi 2009'da paylaşmıştı. Onlar tanışmadan önce bile birbirlerinin müziklerinden haberdarlardı. Kardeş Türküler'in bu işi severek yapıyor olması Tunçboyacıyan'ın onlarla birlikte müzik yapmasını tetikleyen önemli unsurlardan olmuş. Grup ve Arto Tunçboyacıyan'ın bir araya gelişi ve albümün oluşumu,  ağabeyi Onno Tunç'un da bir defasında kardeşine dediği gibi 'zorlamadan, zamanında olmuş' bir çalışma. 

Feryal Öney'in, Vedat Yıldırım'ın ve Fehmiye Çelik'in aşina olduğumuz karakteristik seslerine Arto Tunçboyacıyan'ın kendine özgü üslubu ve sesi de eklenince albüm alışıldık Kardeş Türküler albümlerinden çok daha renkli olmuş. Besteleri yapan, sözleri yazan hatta derleyen  ve icra eden müzisyenlerin çocukluklarına dair pek çok unsur da bu albümde kulaklarımıza çalınıp içimize işliyor.

HER ŞARKININ HİKAYESİ AYRI
Albüm, en çok 'çocuk nedir'i sorguluyor. Sniper'la başından vurulan, tanka karşı taş atan, Hrant Dink'i vuran, dağa çıkıp su getirmeye çalışırken vurulan ve sokaklarda dilenen çocukları... Sokaklarda dayak yemiş, midye dolma ve çakmak satmaya çalışmış Derdo'nun da, babası Kürt, annesi Çingene olan ve büyükannesi tarafından büyütülen, bütün arkadaşları taşındıktan sonra Sulukule'de boynu bükük kalan Nazar'ın da hikayesi bu albümde. Arto Tunçboyacıyan'ın söz ve müziğini gerçek bir hikayeden yola çıkarak yazdığı 'Haydo'ya ağıt ise, Ermeni bir çocuğun hikayesini konu alıyor. Ayrıca albümde bir de Çeçence şarkı bulunuyor. O şarkıyı ilk duyduğunda repertuarına almaya karar veren Kardeş Türküler, şarkının sözlerinin deşifresi ve çevirisi konusunda, Fenerbahçe Çeçen Mülteci Kampı'nda yaşayan bir gençten yardım almış.


'Öcü' şarkısının hikayesi
Arto Tunçboyacıyan, projeyi yaptıkları günlerden birinde sabah saat 4 sularında televizyonu açmış. Duyduğu ilk kelimeyse daha önce o güne kadar hiç işitmediği 'ucube' olmuş. Birisinin 'öcü' demeye çalıştığını düşünmüş. Sonradan 'ucube' sözünü ve anlamını öğrenmiş. Türkçe lugatına yeni bir kelimeyi daha ekleyen Arto, böylece 'Öcü' isimli bu şarkıyı yapmış.


15 yılın öyküsü kitap oldu
Kardeş Türküler'in 'Kardeş Türküler 15 Yılın Öyküsü' isimli bir de kitabı var. Aslında bir ansiklopedi kadar büyük ve bilgi dolu olduğu için ona kitap demek haksızlık bile olabilir. '15 Yılın Öyküsü'nde Kardeş Türküler grubunun üyelerinin deneyimlerinden müzisyenler ve müzik eleştirmenleriyle yapılmış röportajlara kadar yerli yabancı pek çok makale ve röportajı okumak mümkün. Üstelik bazıları iki dilli. Örneğin, Türkiye'de Gürcü müziği denilince akla gelen isimlerden İberya Özkan Melaşvili ve Kanan Yaşar'la yapılan röportajı hem Gürcüce, hem Türkçe, Laz müziği denilince akla gelen ilk isim Birol Topaloğlu'yla yapılan röportajı hem Lazca hem de Türkçe okumak mümkün. Martin Stokes'ten Orhan Kahyaoğlu'na birçok müzik adamının yazısı da yine kitapta mevcut. Kitap Kardeş Türküler'in 15 yıllık hikayesini anlatırken aynı zamanda 90'lardan günümüze taşınan tartışmalara da ışık tutuyor. Meraklılarının kitaplıklarında mutlaka bulundurması gereken bir kaynak.


Albümün misafirleri
Kardeş Türküler, oldukça kalabalık bir kadroya sahip. Bu albümde de diğer albümlerinde yaptıkları gibi alanının eniyileriyle çalışmayı ihmal etmemişler. Tebrizli müzisyen Aslan Hazreti kamançesiyle (Azeri kemençesi), Koçani Orkestar brass'larıyla (bakır üflemeli), Ermeni müzisyen Ara Dinkjian uduyla albüme renk vermiş. Onlarca başka müzisyen de yine albümün konukları arasında. Albüme sesleriyle katkı sağlayan minik müzisyenler de var.

 

22 Nisan 2011 Cuma

Hip hop da değişti Cartel de

fotoğraf: Alper Ceylan


Almanya'dan gelen 'çocuklar' artık büyüdü, eşofmanlarını çıkarıp, takım elbiselere büründü. Alper Ağa, Erci E., Ichi Baba, M. Ali ve Ole Peter'lı tanıdık ama yeni Cartel 'Bugünkü Neşen Cartel'den' albümüyle tekrar aramızda.








16 yıl önce onlarla ilk tanıştığımızda Cartel, üç farklı gruptan oluşuyordu: Karakan, Erci E. Cinayi Şebeke... Şimdi onlar tek isimle Cartel olarak yeniden dönüş yaptılar. Geçen bunca zamandan sonra birlikte yaptıkları ilk albümleri 'Bugünkü Neşen Cartel'den', Grgdn Müzik etiketiyle yayınlandı. Hem giyimleri hem de müzikleri değişen, zamana ayak uyduran tanıdık ama yepyeni Cartel bir kez daha gündemimizde.
- Aradan çok uzun bir zaman geçti. Bütün bu zamanda neler yaptınız?
Alper Ağa:
Cartel'in albümünün çıktığı 95 yılı bizim için yoğun bir dönemdi. 95-96 konserlerle geçti ve 97 yılına kadar böyle devam etti. Sonra Erci E. ve Karakan solo albümler çıkardı. 97'den itibaren menajerimizle isim hakkımızla ilgili olarak sorunlar yaşadık. Mahkemeye başvurduk; 2001 yılına kadar sürdü. İsim haklarının geri dönmesiyle birlikte biz de çalışmalarımıza devam etmeye başladık. Altyapı toplanması, söz yazma, fikir yürütme bunlar da birkaç sene sürdü. Çünkü Cartel'in en büyük sorunlarından biri hepimizin ayrı şehirlerde hatta ülkelerde olmamız. Dolayısıyla bu da bizi yavaşlattı. Türkiye'de yeni bir şirket arayışı içindeydik, Manga sayesinde Grgdn'la tanıştık ve anlaştık, onlarla birlikte 1 yıldır da bu albümü hazırlıyoruz.
- 16 yıl sonra neden albüm yapma gereksinimi duydunuz?
Erci E.:
Müzik yapmayı seviyoruz en başta. Bu proje bitmiştir hayatına bak diye ayrılmadık biz hiçbir zaman. Bize hep 'Ne güzeldi Cartel. Neden 2. albümü yapmadınız?' diyenler oluyordu. Bir araya geldiğimizde de bunun zorlama bir iş olmayacağını gördük. Albümün şu anki haline bakınca da bunun doğru bir karar olduğunu görüyoruz. Şimdiki durum farklı; Cartel de değişti, zaman da...
Alper Ağa: 95'te biz birdenbire durduk ve bitmemiş bir işi tamamlamamız gerekiyordu. Elbette bu son albüm de olmayacak.
ESKİ RUHUMUZ KAYBOLMADI
- Bomba gibi döndünüz ve patlamaya hazır mısınız?
Erci E.:
Bu albümü hazırlamak uzun zaman aldı. Eski Cartel atmosferinden hiçbir şey kaybolmadığını gördük. Böylelikle de bu albümü hazırlamaya başladık. Zaman içinde herkesin karakteri oturuyor, zevki daha belli oluyor. Bu albümde dinlediğimiz şeyler olsun istedik. Yeni fikirler çıkıyor. Bu fikirleri özgür bıraktık. Eski Cartel'in kopyası olmasın istedik. Bugün dinleyici olarak ne dinlemek istiyorsak onu yaptık. Bu sebeple evet, bomba gibi bir dönüş.
- Sizin dinlediğiniz şeyler nelerdir ve albümde bu anlamda neler var?
Erci E.:
Hip hop çerçevesi içinde bir albüm olsun diye diretmedik. Elbette hip hoptan geldiğimiz belli ve bu içimizde var. Bunu da atmak istemiyoruz. Ama bugünkü yeni etkilerle birlikte daha müzikal bir albüm oldu. Eskiden rap ya da hip hop kuru bir ritim, sample üstüne sözdü. Bu hip hopun genel anlamında da bir değişiklik ve bizim zevkimizde de o değişiklik oldu. Kendimizi sınırlamadık.
Alper Ağa: Dünyadaki hip hop değişti zaten. ABD ve Avrupa'da da bu müzik değişti.
- Cartel bugün nereden bildiriyor?
Alper Ağa:
Cartel 95'te çıktığında biz Almanya'dan gelen gurbetçi çocuklardık. Almanya'yı tanıyor Türkiye'yi tanımıyorduk. Cartel nasıl ki bir şeyleri değiştirdiyse, biz de Türkiye'den ve başka şeylerden etkilendik. Burada daha fazla zaman geçirdik. Yeni albümde Almanya'nın sokaklarından değil Beyoğlu'nun barlarından da bildiriyor olabiliriz. 
- Rap aslında 'zenci' müziği. Sizin Almanya'da 'zenci' hissettiğiniz zamanlar oldu mu? 
Erci  E.:
Dışlanmış bir azınlık durumuysa bu, evet. Hip hopu bu yüzden belki de çabuk özümsedik. Kendi yorumumuzu yaptık.
Alper Ağa: Ama bu da geride kaldı. 70'lerin, 80'lerin hatta 90'ların fenomeniydi. Çünkü o zaman Almanya'da yaşayan azınlıklar kendilerini azınlık gibi hissediyordu. Çünkü izole haldeydiniz ve kendi kültürünüzle iletişiminiz yoktu. Ne Türk televizyonu ne de gazetesi orada yoktu. Sürgündeymiş gibi bir hayat yaşanıyordu ki bu da sadece Türkler için değil bütün azınlıklar için böyleydi. Dünya global bir köy olduktan sonra bunların hepsi değişti. Alman toplumu da değişti. Orada artık multi-kültürel bir durum var.
Almanya'da çok daha iyi anlaşıldık
- O dönem ilk çıkış yaptığınızda bir kısmımız sizi yanlış anladı. Sizin için nasıl bir süreçti o?
Alper Ağa:
Bazı gazeteler ve yayın organları bize 'milliyetçi' damgasını vurdu. Ama Almanya'da böyle olmadı. Orada biz daha iyi anlaşıldık. Şu anda halen Türkiye'de bizim için milliyetçi diyen birilerinin olduğunu düşünüyorum.
Erci  E.: Çoğumuz Almanya'da doğup büyüdüğümüz için Türkiye bizim için anavatan ve büyük bir sıcaklık demekti. 1995 yılında albümü yaparken Türkiye'de çıkacağını bile düşünmüyorduk. Hesapta yoktu böyle bir şey. Bizim gibi düşünen gençler için underground hip hop bir albüm olacaktı. Klibin, böyle düşünülmesinde büyük bir payı var. Komik olan o klibi de Alman bir şirket çekti. Amblemimiz de bir Alman tarafından yapıldı. Türkçe sözlü rap'e uygun olanın Türkiye sembolleri olduğu düşünüldü o dönemde. Albüm burada çıkınca farklı düşülmesine sebep oldu. Yurtdışında Türk olmak başka bir şey oysa. O dönemki albüm ırkçı saldırılara karşı bir isyandı. O albümde de 12 parçadan sadece 4'ü isyan ve politik temalı. Milliyetçi olsak aramıza neden Alman ve Kübalı alalım ki?
Eşofmanları artık evde giyiyoruz
- Eskiden eşofman vardı şimdi takım elbise...
Alper Ağa:
Biz artık o eşofmanları evde giyiyoruz. Dışarı çıkarken işe gider gibi giyiniyoruz. Şaka bir yana artık eşofmanın kendimize yakışmayacağını düşünüyoruz. Bu, yaşını kabul etmekle ilgili bir şey insan kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle giyinmeli.
Erci E.: 'Cartel albümü yapacağız hadi üstümüzdekileri çıkarıp eşofman giyelim' diyemezdik. İş kıyafeti gibi olurdu. Normal hayatımızda nasıl geziyorsak öyle giyinelim dedik. Tabii ki her gün böyle gezmiyoruz ama şimdiki yaşantımıza biraz daha yakın kıyafetler içindeyiz.
Ichi Baba Trabzon'u seviyor
Cartel, önümüzdeki süreçte turneye çıkıp konser verecek. Turnede uğrayacakları yerlerden biri de Trabzon. Çünkü Ichi Baba Trabzon'a aşık. Hamsiye ise bayılıyor. 'Türkiye'de yaşayacak olsam orada yaşarım' diyor; 'İstanbul New York gibi. Ama orası çok farklı... Bir de Sezen Aksu'yla düet yapmak isterim' diye ekliyor. Grubun Alman üyesi Ole Peter ise Barış Manço'nun müziğini, müzikteki oryantal öğeleri ve Mevlevi müziğini seviyor. Mercimek başta olmak üzere Türk yemeklerinin hepsini çok lezzetli buluyor.

'Asi çocuklar' albümde buluştu


‘Gitarın Asi Çocukları’ Ütopya Müzik Yapım tarafından tek albümde toplandı ve geçtiğimiz günlerde müzik mağazalarındaki yerini aldı. Albümü, prodüktörü Ayhan Orhuntaş’la konuştuk ve ‘asi gitaristler’inden bazılarına sorduk.

‘Gitarın Asi Çocukları’ isimli ilk albüm Türkiye’de 90’lı yıllarda çıkmıştı. O zaman, çıkan albümde dönemin asi duruşlu müzisyenlerinin şarkıları derlenmiş ve albümde toplanmıştı. İçinde, Cem Karaca, Kazım Koyuncu, Yaşar Kurt, Vedat Sakman, Yırtık Uçurtma, Nejat Yavaşoğulları, Jehat, Cahit Berkay, Taner Öngür, Serdar Öztop, Tarkan Mumkale, Armağan Sönmez ve H.Cihat Örter isimleri yer alıyordu. Bugün çıkan albümde de bir önceki albümden tanıdık isimler var. Ama bu seferki kadro daha da geniş. Türkiye’de müzisyenler tek başlarına hareket etmek konusunda oldukça başarılar. Tam da bu yüzden böyle bir albümün çıkmış olması oldukça sevindirici. Üstelik kayıtlar kulağımıza oldukları gibi yani hiçbir işlemden geçmeksizin ilk kayıt edildikleri haliyle ulaşıyor. Ütopya Müzik tarafından basılan ‘Gitarın Asi Çocukları’ albümünün elebaşı aslında Akın Ok. Onun düzenlediği ‘Gitarın Asi Çocukları’ konserlerine katılan müzisyenler onun çağrısıyla bir albümde buluştular. Albümün prodüktörü Ayhan Orhuntaş ve projeye dahil olmuş müzisyenlerin hepsi bu işin geç kalınmış bir başlangıç ve önemli bir arşiv çalışması olduğu konusunda hem fikir.

Proje nasıl ortaya çıktı?
Ben uzun zamandır Beyoğlu’nda ‘Gitarın Asi Çocukları’nın etkinlik afişlerini görüyor ve “Kim bu gitarcılar?” diye merak ediyordum. Sonra gittim ve konserleri izledim. Hatta ben de konuk oldum. Prodüktör Akın Ok’un projesi olan bu albüm üzerine çalışma gerekliliği duydum. Gitarda imza olmuş ya da imza olmaya aday isimlerin bir arada olduğu bir albümü ortaya çıkarmak istedik ve bunu yaptık. Herkes çok severek katıldı projeye. Hareket noktamız, Türkiye’de çok sayıda iyi gitaristin olmasıydı. Biz bu gitaristleri, ‘gitar çalan müzisyenler’ olarak lanse etmek ve yurtdışında da tanıtmak istedik. Albüm kapağında birkaç dil kullanmamızın sebebi. “Türkiye’de kimse görmese de biz varız” demek ve dünyaya da bunu duyurmak istedik. 

Ekip nasıl bir araya geldi, hepsinden teker teker parçalar mı istendi?

Bu albüme girememiş, Aptülika’nın da çiziminde olmayan isimler var. Gitar deyince Türkiye’de belli başlı isimler akla geliyor. Hatta buradaki herkesten izin aldık ama bazı isimler plak şirketiyle yaşadığı zorluklar gibi teknik sorunlardan dolayı albüme girmedi. Hepsine teker teker ulaştık ve bize parçalarını vermelerini istedik.
Yeniden kayıt yapıldı mı?

Hayır, yeniden kayıt yapılmadı. Çünkü çoğu kayıt evde, müzisyenlerin kendileri tarafından yapılmıştı ve onları bozmak istemedik. Hatta o kayıtlara mastering bile yapmadık ki kendi yaklaşımlarını duyabilelim. Hatta albümde ses seviyeleri arasında bu sebeple oluşmuş farklılıklar var. Müzisyenlerin, öyle duyduklarını ve bu yüzden de öyle mikslendiklerini düşündüm, buna da saygı duydum.

Albümde gitarın en asi çocuğu kim?

Bu albümde çok güzel albümler yapmış gitaristler var. Kişisel olarak soruyorsanız eğer, ayırmam mümkün değil. Murat Net içlerinde en asi isim. Hepsi asi! Hatta asi olmasına rağmen daha önce plak şirketleriyle imzaladıkları anlaşmalar yüzünden albüme alamadığımız isimler var.
Albümde çok köklü gitaristler var…

Evet. Mesela Taner Öngür. Kendisini Türkiye gitar tarihiyle birlikte anmak lazım. O anlamda köklü hakikatten. Taner Abi Türkiye’ye elektrik gitarı anlattığında kimse onun ne olduğunu anlamıyormuş. Büyük bir ihtimalle Nejat Abi de öyle… Burada birinci amacımız gitar ikincisi müzisyenlerin o gitarı hayata bakışında ve sahneye uzatışında dünya görüşü olarak vermeleri. Biz “Asi” dedik. Karşı duran, muhalif, yeni bir şey yaratmaya hazır, gitarı metafor olarak kullanan insanların bu albümde olması bizim için önemliydi.

KEMANCI’YA GİDİP GİTARİST DİNLERDİK
Albüm’de Kemancı Bar’dan bahsediliyor…
Kemancı bir dönem bu projeye destek olmuş ve ev sahipli yapmış bir mekan. Bu yüzden ilk gitarcıların bir araya geldiği gece Kemancı’da düzenlenmiş. Daha sonra davulcular gecesi de yapıldı. Belki önümüzdeki sürçte bas gitaristlere de bir gece yapılacak. Hatta bunun albümünü de düşünüyoruz. Bu süreç Kemancı’nın da içinde olduğu bir süreç. Ben de İstanbul’a ilk geldiğimde bir gitarist olarak kimlerin çaldığını görmek için kemancıya gidiyordum. Bir anlamda Türkiye’de o dönemde nabız Kemancı’da atıyordu. Sonradan diğer barlara sıçradı bu ateş.

Albümün kapağında, Shaft ve Mojo’nun da İsimleri geçiyor…
Mojo ve Shaft böyle müzisyenleri destekliyor. Biz de bu desteklerinden dolayı logolarını koyduk.
İkinci bir ‘Gitarın Asi Çocukları’ albümü çıkacak mı?
Bunu kafamda sınıflandıramadım. Yani birçok gitaristin daha bu albümde olması gerekiyordu. Bunu aslında 6–7 CD’lik bir koleksiyon halinde yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Bu çalışmaya girdiğimizde çok fazla gitaristin olduğunu gördük. Ve yüzlercesi de çıkacak. Biz de Ütopya Müzik olarak hepsini desteklemek istiyorum.

Bu albümde sorunlar yaşadınız mı?
Türkiye’de müzik endüstrisinin birçok sorunu var. En net gördüğümüz de birçok müzisyen arkadaşımızın sektör içinde sıkıntılı ilişkilere girmiş olduğu.

Türkiye’de albüm yapmak kartvizit çıkarmaya dönmüşken, böyle bir albümün getirisi ne olacak?
Albümün ticari getirisi yok. Ama hayata böyle bakıyor olsaydık çoktan hayatımızı başka bir iş sektöründe başlamış olmamız gerekiyordu. Ben müzisyenlik yaparak para kazanıyor ama oradan kazandığım parayı da buraya aktarıyorum. Bunu da kendime görev biliyorum. Benim için batmak ya da çıkmak önemli değil. Türk Rock tarihine böyle bir şey katmış olmak benim için en büyük getiri.

I
Gitarın Asi Çocukları’nın albüm kapağında Aptülika’nın çizimleri kullanılmış. Ayhan Orhuntaş Aptülika’yı da gitarın asi çocuklarından biri olarak görüyor. “Albümde olmayan isimler kapakta var. Onlar da Aptülika’nın asi gitaristleri. Hiçbir biçimde çizgisine dokunmak istemedik. Kapakta resmi olmayıp albümde olan isimler de var. Kapak bir yanıltmaca olmamalı. Özetle, üstadın çizimini değiştirmek istemedik”.  




Emekçileri bir araya topladı / Ergin Altınel
Projeye Akın Ok ve Ayhan Orhuntaş’ın çağrısıyla katıldım. Daha önce konserlere katılıyordum. ‘Gitarın Asi Çocukları’ bu işe baş koymuş sanatçıları unutmamak için önemli bir iş. Geri dönüşü zor olan sektörün için de bunu yapmak da… Projenin desteklenmesi gerekiyordu, ben de destek verdim. Emekçileri bir araya toplayan bir proje olduğu için destekledim.

Albümde adım geçtiği için çok memnunum / Yaşar Kurt
Akın Ok’un davetiyle katıldım. Gayet iyi bir proje. Albümde bir şarkımın bulunmasından ve ‘Gitar’ın Asi Çocukları’ başlığı altında adımın geçmesinden çok memnunum.

Akın OK Dostumdur / Murat Net
Akın Ok’u çok severim. Dostum ve benimle çok ilgilenmiştir. Hatırımı sormuştur ve destek vermiştir. Sağ olsun albüme layık gördüğü bir şarkımı seve seve verdim. ‘Selamiçeşme Blues’ adlı parçamın adı yanlış yazılmış olsa da kapakta resmim olmasa da albüm çok güzel.

Orhan Atasoy ve Kerim Çaplı da var / Taner Öngür
Akın Ok çok insan tanıyor ve bunları bir şekilde bir araya getirmek konusunda da çok başarılı. Albüm de ilginç olmuş. İçinde çok çok iyi müzisyenler var. Orhan Atasoy ve Kerim Çaplı da var; Taner de Nejat da… Rock piyasasında bayağı çita yükselmiş ve bunu görebiliyoruz. Albüm kapağındaki yazılar dışında albüm oldukça da başarılı.

Kayıt kalitesi de insanlar da çeşitli / Nejat Yavaşoğulları
Albüme Akın Ok’un aramasıyla dahil oldum. “Harran Ovası’nı istiyorum verir misin?” dedi ben de verdim. Bu akşamüstü arabada Burhan ve Gökhan Şeşen’le birlikte dinledik. Kayıt kalitesi de insanlar da çeşitli. Bunların bir arada olması çok güzel. Bu periyoda uygun önemli bir çalışma. Güzel ama bazı isimlerle anılan parçaları kimin çaldığını bilmiyoruz. Enstrüman çalanların listesi eksik kalmış. Bunu dışında güzel bir çalışma.

Zengin bir albüm / Cem Köksal
Sevgili Akın Ok bu projeyi gündeme getirdiğinde severek şarkımı dahil ettim. Ülkemizde bu tarz projelerin çoğalmasını dilerim ve kendisini çabalarından dolayı tebrik ederim. Albüm birçok değerli müzisyenden şarkılarla büyük bir zenginliğe sahip. Böyle bir projede yer almak sevindirici.

Ticari değil protest / Melih Güzel
‘Gitarın Asi Çocukları’ uzun zamandır var. Kemancı’da Mojo gibi yerlerde çaldık. Bu albüm tamamen müzik sanatının ticari olmayan protest kanadını temsil ediyor. Albümde daha çok rock tarzına yakın müzisyenler olsa da benim gibi akademisyenler de var. Ayrıca albüm piyasaya karşı bir duruş. Akın güzel bir birleştirici oldu. Tamamen mevcut müzik endüstrisinin içinde olan müzisyenler birleşti. Albüm üstelik tamamen siyasi de değil.



Türkiye’nin Off-road Şampiyonu Datça’dan Çıkacak

Datça 1. Çamur Çukur Festivali'ne hoş geldiniz! Datça’da eş zamanlı yürütülen yol ve altyapı çalışmaları, ilçeyi neredeyse bütünüyle bir...