18 Aralık 2015 Cuma

‘KOLBASTI’ DEĞİL, ‘COOL BASTI’



Gürcistanlı grup The Shin, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda verdiği konserde kimilerine gına gelen, kimilerininse çok sevdiği ‘Kolbastı’yı farklı bir yorumla izleyiciye sundu.



Zaza Miminoshvili, Zurab J. Gagnidze ve Mamuka Gaganidze’den oluşan The Shin, geçtiğimiz Çarşamba günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bir konser verdi. Dünyanın çeşitli ülkelerinin konser salonlarında ve şehir meydanlarında verdikleri konserleri büyük ilgi gören ve hatta tıka basa dolan The Shin’in İstanbul konserinde ne yazık ki CRR’nin yarısı bile dolu değildi. Ama bu ne onların moralini bozabildi, ne de izleyicinin psikolojisini değiştirdi.  Sahneye farklı müzisyenlerle birlikte çıkmayı gelenek haline getiren gruba, garmonda Nariman Umierov, üflemelilerde ve vokalde muhteşem sesiyle ve nefesiyle Valeriu Bogheanu, vokali ve dansıyla Aleksandre Chumburidze eşlik etti.



‘Cilveloy nanayda…’

Fuat Saka’nın müziğine aşina olanlar için The Shin yabancı gelmeyecektir. Çünkü Fuat Saka’nın sounduyla The Shin’in soundu birbirinin içinden çıkmış gibidir. Özetle müziklerinin temeli neredeyse aynı. Bu ilişki sayesinde kültürler de birbirine dokunuyor. Zaza Miminoshivili’nin “aslında bunu tekno yapmaya ihtiyacınız yok. Çünkü orijinal haliyle çok güzel” dediği ‘Kolbasti’yı da albüme koymaları yine bu tanışıklık ve işbirliği sayesinde olmuş. Aynı şekilde ‘Temel: Walkin' and Smokin' in NYC’ isimli şarkı da… Saka, zaman zaman The Shin’le birlikte dünyanın herhangi bir yerinde sahne alıyor ve albümlerinde de grupla birlikte çalıyor.   
Bu yüzden The Shin’in ‘Black Sea Fire’ isimli albümünde Türkçe sözlü şarkı duyarsanız buna şaşırmamanız gerektiğini şimdiden söyleyelim. Konser programlarına aldıkları ‘Cilveloy’ da yine albümlerinde var. Söz konusu albümle Karadeniz müziğini bir bütün olarak dinleyiciye sunuyorlar. Bulgaristan müziklerinden, Türkiye’ye ve Gürcistan’a.

Aslen Gürcü olan 3 müzisyen de yıllardır Almanya’da yaşıyor. Zaza Miminshivili’ye neden Gürcistan’da değilsiniz diye sorduğumuzda, “değiliz ve bu savaşla ilgili değil. Tamamen ekonomik” diyor. Orada yaşamaları için gerekli alt yapı yok. Gürcistan müziğinin polifonik yapısını, Kafkasya’nın ritmik dokusunu, Bulgaristan müziğinin gırtlak namelerini ve özetli Karadeniz’in ateşini taşıyan grup, gittikleri yerlere müziklerini götürmeye ve oralardan müzikleri alıp başka yerlere taşımaya devam edecekler. Aldığımız duyuma göre Türkiye’de çıkacak bir toplama albümde parçaları olacak ve bir sonraki albümlerinde Gürcistan’ın çok sesli (polifonik) müziğiyle neredeyse ayırt edilemez benzerliğe sahip Korsika ve Sardinya adalarının müzikleriyle harmanladıkları bir müzikle dinleyicinin karşısına çıkacaklar.  



THE SHIN

Gitarist ve kompozitör Zaza Miminoshvili 14, bas gitarist ve solist Zurab J. Gagnidze 3, vokalist ve perküsyonist Mamuka Gaganidze ise 6 yaşında müziğe başlamış. 1990 yılında Zaza ve Zurab birlikte geleneksel Gürcü müziği ve çağdaş müziği sentezledikleri ‘Adio’ isimli grubu 1990 yılında kurdular. Ünlü Gürcü çağdaş müzisyeni Giya Kancheli teşvikiyle Rustaveli Tiyatrosu’nda çalmaya başlar ve ikili 1993 yılında Almanya’ya dizi konserlere davet edilir. İkili 1998 yılında ‘The Shin’i kurar ve 2000 yılında Mamuka Gaganidze gruba katılır. Grubun en büyük özelliğinin geleneksel Gürcü müziğini cazla harmanlaması olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu son dönemde biraz daha farklılaştı. Şimdilerde grup daha çok, başka müzisyenlerle bir araya gelerek onların mensup olduğu kültürün müziğini birlikte icra ediyor.   The Shin’in ‘Black Sea Fire’ isimli albümü de bunun ürünü.  Grubun Fuat Saka ‘Lazutlar II’yle birlikte 8 albümü bulunuyor. 

2009, Akşam 
Dinlemelik, izlemelik...

Yayınlanmamış röportaj: GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMEMİŞ MÜZİK DİNLEMEK İSTEYENLERE FLÖRT



Ozan Kotra, Çağatay Kehribar ve Timsah’tan oluşan Flört, ikinci albümleri ‘Demli’yle müziğe eski ama yenilikçi öğeler katıyorlar. Aslında onların müziği kısaca GDO’suz.



Onlar uzun yıllardır müziğin içindeler. Birçoğumuz onları ilk gençlik yıllarımızın ünlü grupları ‘Bekarlar’ ve ‘Kim Bunlar’ gruplarından hatırlayacaktır. Onlar bir süredir Flört olarak yurtiçinde ve yurtdışında biliniyorlar. Yaptıkları müzik de kayıtları da oldukça özel. Şarkılarının söz ve müziklerinde bu ülkenin güzelliklerinden de etkilendiklerini söyleyen Flört, vokal anlayışıyla MFÖ’ye benzetiliyor. Ama onlar daha çok müziğin başka bir noktasındalar. “2010’larda, müzikal anlamda devrim yapabileceğimize inanıyoruz. Bu ülkenin müziğini tabanından en üstüne kadar değiştirmek istiyoruz. Bu bir misyon değil ama yaptığımız şeyin bir devrimin başlangıcı olduğunu düşünüyoruz” diyor, ve ekliyorlar...

Flört’e gelene kadarki süreci anlatır mısınız?

‘89 yılında Ata Akdağ, Barış Bölükbaşı, Ozan Kotra ve Timsah olarak ilk müzik grubumuz SOS’i  kurduk. Daha sonra aynı dörtlü ‘98 yılına kadar ‘Bekarlar’ olduk. Sizin ‘Kim Bunlar’ olarak bildiğiniz grubun asıl adı ‘Bekarlar’dı. Prestij müzikle yapmış olduğumuz saçma bir anlaşmayla ‘Bekarlar’ adı ‘Kim Bunlar’ oldu. O döneme ait yaşanmış birçok şeyden sonra, ‘Kim Bunlar’ adını ve Prestij Müzik’le olan anlaşmamızı, beraberinde şöhretimizi bırakmış olduk. Flört’te Ata’yla Barış’tan ayrılarak, Çağatay Kehribar’ı aramıza alarak yolumuza devam ettik. Ata ve Barış’ın olmadığı bir grup başka bir grup oldu. 2000 yılından sonra Flört’le butik bir oluşuma geçtik. Yeni çıkarttığımız albümle eski ektiklerimizi biçmeye başladığımız bir döneme girdik.

Kim Bunlar ve Bekarlar oldukça ünlü gruplardı...
Kadıköy’de ve Taksim’de, yani müzik dinlenen yerlerde sürekli çalan bir gruptuk. ‘Kim Bunlar’ mı yoksa ‘Bekarlar’ mı ünlü diye sorulursa Bekarlar’ ünlü demeyi tercih ederiz. Ama nasıl oldu bilmiyorum ‘98 yılında ilginç bir şey başımıza geldi. Bekarlar’ın 90’ların başından sonuna kadar kaydedilmiş çok güzel şarkıları vardı. Fuat Güner destekli kayıtlar ve şarkılardı onlar.

2010’LU YILLARIN MÜZİK DEVRİMİ

MFÖ’den ve ilişkinizden bahsedelim. Zaman zaman onlara benzetiliyorsunuz peki bu sizi rahatsız ediyor mu?

Biz onların sounduna yakın olduğumuzu düşünmüyoruz. Fakat, eğer birilerine benzetileceksek ve bu MFÖ’yse bundan mutluluk duyarız. Onlardan öğrendiklerimiz var.
bize yıllardır bu benzetme yapılır. 3 sesli, polifonik vokal anlayışıyla yolumuza devam ettik. MFÖ de Beatles kökenli bir grup. Biz de öyleyiz. Beatles armonilerini kullanmak, onların yaptığı devrimlere kendi müziğinizde yer verip taban haline getirmek yanlış değil. Şimdi yaptığımız müzik ne MFÖ’ye benziyor ne de başka birine. Gittiğimiz programlarda sizi hiç bir şeye benzetemiyoruz diyenler oluyor. Bu albüm bunu sağladı.

Siz hem klasik, hem de çağdaş bir grupsunuz ve vokalleriniz de polifonik. Bir yandan da kayıtlarını analog yaptığınız bir albüm var ortada...

Bizim kayıtları analog yapmamız, bizi 60’lar, 70’ler sounduna geri götürmüyor. Biz 2010’ların müziğini yapıyoruz. 2010’larda, müzikal anlamda devrim yapabileceğimize inanıyoruz. Bu ülkenin müziğini tabanından en üstüne kadar değiştirmek istiyoruz. Bu bir misyon değil ama yaptığımız şeyin bir devrimin başlangıcı olduğunu düşünüyoruz. Biz yazdık diye değil ama albümdeki bütün şarkılar birbirinden güzel. Türkçe anlatım, ifade, prozodi, aranjeler, vokal anlayışı, enstrüman çalımları… Doğallık olarak eskiye benzeyen ama aslında sadece doğru teknolojiyle ortaya çıkmış 2010 ürünü.

ÖNCE SÖZ, SONRA BESTE

Teknolojinin müziğe etkisini nasıl buluyorsunuz?

Yeni çıkan her teknolojinin iyi teknoloji olduğunu düşünmüyoruz. Teknoloji denilen şey her an yenilenen ve her yenilendiğinde yenilik katan bir şey değil. Tohumların genetiğiyle oynayıp yeni bir ürün ortaya çıkarmak aslında iyi değil. Şu anki tarım politikası devam ederse 20 yıl sonra bu tüketilir doğal kaynakları kullanamayacağız. Müzik de böyle aslında bugün müzik dinlerken duyduğunuz şey aslında bilgisayardan gelen ve bası-tizi olmayan gölge. Mesela ‘Anlamazdın’ şarkısını Seda Sayan da yorumladı. Ama Ayla Dikmen’in yaptığı her anlamıyla bir başka. Ayla Dikmen’in söylediği ‘Anlamazdın’ şarkısında 30 tane keman aynı anda çalıp bütün enerjisini ve ruhunu kayıt yapmakta olan banda verebiliyorken, diğerinde adam alıyor kemanı ve bilgisayara çalıyor.

Şarkılar basit ve akılda kalıcı sözleri de öyle. Daha doğrusu sade… Bundan biraz bahsetmek ister misiniz?

Biz önce sözleri yazıyoruz, sonra besteliyoruz. Bestede de mümkün olduğunca kulağı yormayan, ama çalınması oldukça zor parçalar yazıyoruz. Sahnede bize Türkiye’nin en iyi basçılarından biri Argun Erişçi eşlik ediyor. Bas gitar partisyonlarının müthiş olduğunu çalmakta zorlandığını söyledi. Bizim parçalarımız çalarken yoruma izin vermiyor. Çünkü biz şarkıları yazarken tek tek uğraştık, parçaların her birini 17- 18 kez çaldık.

Albümü çıkarmanız 5 yıl sürdü.
5 yılda albüm yapmak meziyet değil. Bundan sonraki hiçbir albümümüzün yapımı ‘Demli’ kadar uzun sürmeyecek. Uzun sürmesini dinleyicilerimiz de istemiyor. 2010 yılından 2020 yılına kadar elimizden geldiğince çok şarkı, çok albüm ve çok video klip yapacağız. ‘Demli’de 10 tane şarkı var ve 10 şarkının da klibinin olmasını istiyoruz ve bu olmadan yeni bir albüm yapmayacağız.

Şu anki durum nasıl?
Radyoların listelerindeyiz, albümümüz bir satış grafiği yakaladı. Albümün 10 şarkısının 10’u da kendini dinletiyor. Bir hafta bir şarkıya takılıyorsun, başka bir hafta başka bir şarkıya.

Şarkılarda neler anlatıyorsunuz?
Senin benim onun dünyasını anlatıyoruz. Albümün dörtte biri aşktan sevgiden bahsediyor ama geri kalanı hayatı anlatıyor.

Dünya standartlarında bir sound yaratıyorsunuz…

Bunu yaratabilmek adına çalışıyoruz. Bugün Flört’ün albümünü Travis’in ya da Coldplay’in plağının yanına koyabilirsiniz. Ama Türkiye’de yapılmış iyi bir pop albümünü koyduğunuz zaman boynu bükük kalır. Çünkü soundları çok farklıdır. Albümümüz çıktıktan sonra biz Türkiye’den çok Avrupa’dan konser teklifi aldık. Orada bir dinleyici kitlemiz oluşmaya başladı.


2010 civarı, yayınlanmamış röportaj 

Müziğin dijital değişimi



Müzik dünyası da her şey gibi birçok değişimi birden yaşadı ve halen de yaşamaya devam ediyor. Anneannelerimiz ve onların ebeveynleri kocaman gramofonlardan müzik dinlerken, bir kısmımız yeniden moda olan plak teknolojisine zamanında yetiştik. Walkmanlarımızın yerini CD playerlar yani discmanler aldı ve onlar da hızlı bir biçimde ortadan kayboldu. Müzik dinlerken en çok kullandığımız formatın MP3 olduğunu bilmeyen yoktur herhalde.  




Aslında ne müzik ne de müzikle ilgili gelişmeler gördüğümüz kadar basit değil. Dünyada iyi müzik grupları dijital sistemleri bırakıp analog sistemlerde kayıt yapmaya başladı bile. “Eski” denilen sistem aslında en yeni sistem.  Bu sistemle müziği sanki o anda çalınıyormuş gibi dinleyebiliyoruz. Bu sistemle kaydedilmiş müzikler kalıcılıklarını hep koruyacaklar.  Ama bu sistemle şarkıları kaydetmek maliyetli olduğu için çoğu plak şirketi, ‘üret, yap, tüket’ mantığıyla yapılan işlere daha fazla imza atıyor. Şimdi yavaş yavaş Türkiye’de de değeri anlaşılmaya başlayan analog sistemle yapılan kayıtlarda bas gitarın sesi birazcık daha anlaşılır. Bu sistemde kaydedilmiş bir albümü dinledikten sonra telefon kulaklıklarınızı takıp dijital bir sistemle kaydedildiği için mini minnacık kalmış, dijital verileri dinlemek nasıl mümkün olur bilemiyoruz. 

Fraunhofer-Institute tarafından geliştirilmiş MP3, aslında sıkıştırılmış ses biçimi ve bu biçimde kaydedilen seslere verilen isim.  Bu sistemde sesler tamamen sayısal veriler gibi. Acımasız olmayalım. MP3 teknolojisi kalitesinde kayıp olmadan sıkıştırmaya imkân tanır. Yüzyılın müzik alanındaki en çok kullanılan ve tüketilen sistemlerinden oldu.

Temelleri 1937’de atılan dijital ses teknolojisi ilk başta şifreli telefon görüşmelerini çözmek için kullanılan bir sistemmiş. Daha sonra 1960’larda bu sistem halka açık hatlarda da kullanılmaya başlamış. Yani bu teknoloji o kadar da yeni bir teknoloji olmasa da yaygın bir teknoloji. 1990’ların başından itibaren yaygınlaşmaya başlayan bu sistem aslında 1980’lerde teknoloji diyince aklımıza gelen Sony ve Philips tarafından üretilmişti.  Hepimizin yakından tanıdığı ve MP3 playerlarımızda ya da bilgisayarlarımızda müzik dinlemediğimizde kullandığımız ve müzik mağazalarından halen satın aldığımız Copact Disc sistemi  aslında ses kayıtlarını dinleyiciye ulaştığı en temiz sistem olarak biliniyor.

iPod teknolojisi, Mp3 playerlar, ses kayıt cihazlarının yaygın kullanımı elbette müzik hakkında pek çok durumu değiştirdi ve değiştirmeye de devam ediyor. Üstelik çoğumuzun kullandığı telefon, aynı zamanda müzik çalar. Hepimiz müziği dijital ortamlardan dinliyoruz ve dinlemeye de devam edeceğiz.

Last FM’den Fizy’e

Internet ortamından da Fizy gibi internet siteleri sayesinde müzik dinlemek çok kolaylaştı. Albüm satın alan bir kısmımız da artık almaz olduk ve albümler sadece müzisyenlerin imzası gibi oldu. Yani onlar bu albümlerle “ben de müzisyenim, albümüm var” diyorlar.

Öte yandan 100 milyonuncu hesabı 6 Ağustos 2006’da açılan Myspace, 2002 yılından beri var olan ve sürekli gelişim içinde olan Last fm, hemen her şarkıyı bulabildiğimiz Fizy.com gibi internet siteleri müziğin dolaşımına izin v

eriyor. Onlar izin verseler de telif haklarından sorumlu kuruluşlar, daha önce olduğu gibi bu sitelerin yasaklanabileceğini ve hatta müziğin susabileceğini söylüyorlar. Çünkü telifler ciddi sıkıntı.  Daha önce MÜYAP’ın başvurusuyla kapatılan Lastfm ve Myspace’e erişim yasaklanmıştı. Ama bu en çok müzisyenleri kızdırmıştı. Albüm yapmayan müzisyenler parçalarını oraya koyuyor ve kendi lansmanını bu şekilde yapıyordu. Ayrıca, bu konuyla birlikte, her gün bir yenisi yayın hayatına başlayan internet radyoları için de yakın zamanda teliflerden gelen sıkıntılar söz konusu olacak gibi görünüyor.  Bu sistemler bir süre daha kullanılacak gibi görünüyor. Yani Last fm’de sürekli yenilenen bir veri tabanı sayesinde kullanıcılar dinledikleri şarkılarla hem profillerini oluşturmaya hem de internet erişimi olan herhangi bir yerden depoladıkları şarkıları dinleye devam edebilecek. Fizy sayesinde yine 50’nin üstünde farklı sunucudan veri sağlanacak, aranan şarkıların akla gelmeyen yorumlarına bile ulaşmak yine mümkün olacak. Internetten erişim kolay evet ama yine de gerçekten müzik dinlemek için analog kayıtlara ihtiyaç duyacağız.

Dijital çıktı mertlik bozuldu

Günümüzde artık herkes albüm yapabilir. Öyle sistemler var ki siz şarkıyı söylemeseniz de size başarılı bir biçimde şarkı söyletiyor. Bunlardan biri Melodyne. Detone savar olarak bilinen Melodyne, prodüksiyon şirketlerinin çoğu için vazgeçilmez. Şarkı söyleyenin imdadına yetişen sistem, şarkıcının çıkamadığı ya da detone olduğu seslerde yardımcı oluyor. Tabii ki suni bir ses olduğu çok belli olduğu için aslında iyi bir müzik dinleyicisinin çok kolay ayırt edebileceği bir dijital sistem. Melodyne gibi daha birçok sistem bulmak mümkün.

2010, Akşam

Cazda 'm-u-s-i-c' zamanı

Türkiye caz müzik piyasasında bir kıpırdanma var. Yeni caz mekanları açılıyor, yeni isimler albümler çıkarıyor. Elif Çağlar da onlardan biri.

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgWZ_GIZWn-QBL0NeiI256lehhKtffS4mXGI8BCdq068kxkpTHGeSrQA7Qdqj0CI5TAM5U-fArDdhkHtpOTno_C95tGRtno_efghayU5O4DJZsUIZ1F_0v_5jIrfyxIEYiEFTvqA521d7I/s320/elif-%25C3%25A7a%25C4%259Flar.jpg
Elif Çağlar, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde kompozisyon bölümü okuyup oradan hayranı olduğu isimlerle çalışmak için New York'a, Queens College, The Aaron Copland School of Music'e gidebilen şanslı müzisyenlerden. İlk albümü 'm-u-s-i-c'i bağımsız plak şirketi, Nu-Dc Records'dan çıkardı. Çağlar, cazla tanışmasını ve ilişkisini   11 yaşında dinlediği bir albüme borçlu. 'Caz, o yıllarda dinlediğim '20 Swinging Favorites' isimli toplama bir albümle aklımın bir köşesine girmiş oldu. Daha sonra üniversitede karşıma caz bölümü okuma şansı çıkınca hiç düşünmeden girdim.' Eğitimini aldığı müzik türünde yetkin bir isim olsa da sahne aldığı mekanların ve takipçilerinin bildiği biri olmaktan çıkıp daha geniş bir kesime ulaşmak için albüm yapan Çağlar, 'Kompozisyon bölümü mezunu ve sürekli şarkı yazan bir müzisyen olarak, aklımda çok uzun süredir albüm fikri vardı. Fakat kısmet 2010'da müzisyen arkadaşlarımı toparlayıp kayıtlara girmekmiş. Albümde,  Serkan Z., Ozan Musluoğlu, Onur Alatan, Mert Fehmi Alatan ve Barış Ertürk var. Bu ana kadronun dışında, İmer Demirer, Cengiz Baysal, Bilal Karaman, Ferhat Öz, Hakan Çimenot, Cem Tuncer ve Kerem Türkaydın gibi yine caz severlerin yakından tanıdığı isimler konuk olarak albüme destek oldular' diyor.

Elif Çağlar, kısıtlı bir kitleye hitap eden cazın son dönemde yaşadığı popülerliğin geçici bir ilgi olmamasını umut ediyor. 

Türkiye'de Batılı bir iş yapınca işin içine mutlaka giren oryantalist esintilerden de kaçmış Çağlar: 'Bu albümü kendimi olduğum gibi yansıtabilmek adına yaptım. Beklentim, anlayan insanlara ulaşabilmek ve yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da konserler verebilmek. Özelikle Avrupa'daki dinleyicinin, Türk bir cazcıdan 'etnik' diye etiketlendirdiği müzikler duymaya alıştığına, birçok plak şirketinin de bu yüzden projelere 'buna bir de darbuka, ney ekleyelim' şeklinde yaklaştığına şahit oldum. Biraz bu algının kırılmasında, katkım olursa, ne güzel.'

 2011, Akşam

Müzikte direnişin adı: Bandista


Bandista, kaç kişiden oluştuğu ya da kimlerin çalıp söylediği önemli olmayan bir müzik grubu. Adil bir dünya için müzik yapan Bandista, ünlü
şarkıları marş, marşları da ska formunda çalıyor, dinleyenleri coşturuyor ve hep 'birşeyleri protesto' ediyor.

bandista
Bandista, 1 Mayıs 2009'da ilk albümleri 'de te fabula narratur'u; geçtiğimiz       12 Eylül'de ise yine bir eylem olarak, 'Paşanın Başucu Şarkıları' isimli ikinci albümlerini internet üzerinden yayınladılar. Mayıs ayından bu yana 60'ın üzerinde performans gerçekleştirdiler. Kendilerinin tanımıyla 'Bandista bir pratiğin içinde kendi kendisini inşa eden ve ihtiyaçtan doğan bir grup.' Üstelik kendilerinin sadece müzik grubu olduğunu da düşünmüyorlar. Bandista'yı anlatırken, 'Bir bütün muhalefet ve mukavemet aleminin yürüyüşünün ihtiyaç duyduğu sesleri üretmek üzere, örgütlenmiş bir kolektif' cümlesini kullanıyorlar. Sabit belirlenmiş bir ekibi yok, müzisyenler de, tını da, tarz da değişebiliyor. Bugün izlediğiniz Bandista yarın bambaşka bir halde karşınıza çıkabilir. Şu anda grubun var oluşu, Bandista'dakilerin olağanüstülükleri üzerine değil, olağanlıkları üzerine kurulu. 'Grupta kimse profesyonel değil' diyorlar ki zaten müziğin 'profesyonel' olarak kategorize edilmesine de karşı bir duruş sergiliyorlar.
Bandista'yı kişilerden koparmalarının sebebi de bu; yani grupta kimsenin adı yok.

ANAMIZ AMELE  SINIFINDAN 'Bugün Muğla'da Bandista çıksa ve bu kafada müzik yapmaya başlarlarsa hoş gelmişlerdir. En temelde müzikte seste ve sokakta direnmek... Bu sadece politik bir mücadele değil, aynı zamanda müziğe, metne ve görsele dair de bir mücadele' diyor, 'Anamızın amele sınıfı olduğunu hatırlamak lazım' diye ekliyorlar.
Günümüz dünyasında, albümler artık sadece CD formatında basılıp dağıtılmıyor; son yıllarda dağıtım için interneti kullanmak çok yaygınlaştı. Zardanadam gibi gruplar bunu yıllardır yapıyor. Bandista, 'Bizim için çok net bir ilke var; sesimiz, dilimiz ve sözümüz ne kadar yayılırsa, o kadar iyidir. Bu yüzden 2 albümümüz de 'indiriniz, bastırınız, dağıtınız' ahlakıyla yapıldı. Çünkü bu ne kadar çok insana dağıtılır, ulaşır, kulağına diline ve eylemine bulaşırsa, o kadar anlamlı olur' diyor. Bandista aynı zamanda, 'OpzZz!' adıyla maruf 'Oppa Tzupa Zound Zystem' müzik kolektifinin de parçası. İçinde, Ahibba, Deli, Enzo Ikah Band, Fitisound, Sultan Tunç, Hariçten Gazelciler ve Viya gibi gruplar var. 'Bağımsız ortak üretim ve eylemlerini teşvik etmek; sahneleme ve hareket imkanlarını üretmek. Dahil olunan festival, mekan işi ya da üçüncü kişilerle ticari ilişkileri sözleşmeler veya toplu görüşeler yoluyla mağduriyetten uzak bir zeminde yürütmek ve karşı-kültürel ve sistemin verili biçimlerinin dışında bir mevziiyi inşa etmek için bir araya gelmiş' bir oluşum olduklarını söylüyorlar. Kısacası örgütlenmenin farkında olan müzisyenlerin ürünü... Manifestolarını bu ay oluşturacaklar.
'Büyük plak şirketlerine karşı da haklarımızı savunmak önemli... Bu sadece bizim değil anonimin ve halkın da hakkını savunmak. Çünkü bizim bebekken uyutulduğumuz ninnilerin bile hakları şirketlere satılmış durumda. Bu satışın da Brezilya yağmur ormanlarındaki bitkilerin genetik kodlarının bir takım şirketler tarafından satın alınmasından hiçbir farkı yok. Bu anlamda da bir mevzii inşa etmek istiyoruz' diyorlar.
IMF'Yİ DE PROTESTO EDECEKLER
'Bandista, polis baskısı yaşayan travesti ve transseksüeller de olabilir ya da hayatta kalmak uğruna derdi olan herkes de. Halen darbe koşullarında yaşıyoruz, bu yüzden 'Paşanın Başucu Şarkıları' var. Biz bu belleğin taşıyıcısıyız. 6-7 Ekim IMF ve Dünya Bankası'nın İstanbul'da yapılacak yıllık toplantıları da bundan bağımsız düşünülemez. Bizzat krizin yaratıcıları krizi tartışmak üzere, krizin bedellerini bize ödeterek İstanbul'a geliyorlar. Bandista içinde bulunduğu muhalefet aleminin yaptığını yapacak. Bütün İstanbul'un direnmesi ve dünyanın direnmesi gerektiği gibi direnişte olacak.'

2009, AKŞAM

7 Şubat 2013 Perşembe

'4/4'

Son zamanlarda hatta aylarda dinlediğim en iyi şey '4/4'.
Kaç kere dinlediğimi ne siz sorun ne de ben söyleleyim ki aslında hiçbir zaman aynı şeyi dinlemiyorum.
Ben bir şey demeyeyim her türlü göndermesi ve her nevi güzelliğiyle işte Nekropsi... Bu arada kampanyaya dikiz lütfen! 'Aralık' da atlanmasın dostlar.

Dinlemek için:
http://nekropsi.bandcamp.com/


Hem dinleyip hem eğlenip hem de uygulamak için :):
http://www.nekropsi.net/4-4/app/4e4.html




6 Ağustos 2011 Cumartesi

Müzikle sosyal değişimin adı: ‘El Sistema’ Türkiye’de!

Müzikle sosyal değişimin temellerini atan El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu, o sistemin içinden çıkan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel ve Simon Bolivar Senfoni Orkestrası Türkiye’de.

Özge Ç. Denizci

2006 yılında Andante dergisi yayın yönetmeni Serhan Bali’nin yazılarından okumanın yanı sıra, internette en çok tıklanan videolara sahip oluşuyla da büyük bir şöhret sahibi olan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel Türkiye’ye geldi. Kendisi de ‘El Sistema’ hareketi içinde doğan Dudamel, Simon Bolivar Senfoni Orkestrası’yla birlikte Haliç Kongre Merkzi’nde pazartesi ve Salı günleri iki farklı konser verecek.

Sadece müzik alanında değil sosyal alanda da büyük bir başarı sağlamış olan Venezüellalı ‘El Sistema’ hareketi, yankıları ve benzerleri dünyanın çeşitli ülkelerinde kurulmaya başlanan bir oluşum. Oluşumun en önemli özelliği, her biri birbirinden farklı hikayelere sahip çocukların müzik yoluyla hayatlarının değiştirmesi yani bir yerde müziğin gücü.

DÜNYANIN HER YANINDA ‘EL SİSTEMA’

Bundan 33 yıl önce 1975 yılında Venezüella’nın başkenti, Caracas’ta bir otoparkta Jose Antonio Abreu tarafından kurulan 11 kişilik orkestra, artık bugünlerde 300 bin Venezuellalı fakir çocuğa müzik öğrenimi sağlıyor ve onların hayatını değiştiriyor. Felsefesi ve öğretim biçimleri dünyanın dört bir yanına yayılan sistem doğudan batıya pek çok farklı ülkede mucizeler yaratıyor. Kuşkusuz bu mucizelerden biri de dünyanın en ünlü şeflerinden Gustavo Dudamel. Dudamel de ‘El Sistema’da yetişmiş bir müzisyen. Trombonist ve ses eğitmeninin oğlu olarak dünyaya gelen Dudamel, 10 yaşında bu sistem içinde keman çalmaya başlar ve ardından şeflik öğrenimi görür. Dudamel’in orkestra şefliği alanında yolculuğu ona dünya çapında birçok ödülü de getirir. Derken şef kısa sürede adını dünyaya duyurur.

Tüm dünya için ilham verici bir örnek oluşturan El Sistema’nın kurucusu José Antonio Abreu da İKSV’nin ‘El Sistema’ etkinlikleri kapsamında İstanbul’da. Abreu, 8 Ağustos Pazartesi günü saat 16.00’da The Marmara Taksim’de bir söyleşi gerçekleştirecek. Söyleşide de kuşkusuz ‘El Sistema’ hakkında bilinen ve bilinmeyen farklı konular hakkında bilgi verecek Abreu’ya soru sormak da mümkün olacak. Edirnekapı Barış İçin Müzik Projesi temsilcilerinden, akademisyen Yeliz Yalın Baki, keman virtüözü Cihat Aşkın, piyano virtüözü Süher Pekinel’in katılımıyla, gerçekleştirilecek söyleşinin moderatörlüğünü İstanbul Müzik Festivali Danışma Kurulu üyesi Feyzi Erçin yapacak.


SAHNEDE TÜRKİYE’NİN ‘EL SİSTEMA’LARI

Asıl can alıcı etkinliklerden biriyse bu akşam (7 Ağustos Pazar) günü gerçekleşecek Galata Meydanı’nda gerçekleşecek. Saat 21.00’de Simon Bolivar Orkestrası’nın müzik gruplarından Caracas Brass Ensemble ve perküsyon ekibi Atalaya Percussion Ensemble’ın vereceği iki farklı konserin yanı sıra, Türkiye’nin ‘El Sistema’sı diyebileceğimiz ve Edirnekapı’da binlerce çocuğa müzik öğrenimi sağlayan 2009 yılında Urban Age Ödül’ünün sahibi olan ‘Barış İçin Müzik’’den çocukların yanı sıra, ve Sulukule Kentsel Yıkım ve Yenileme Bölgesi’ndeki çocukları, içinde bulundukları zorluklara rağmen yetenek ve potansiyelleri değerlendirilerek yaşama kazandırmayı amaçlayan Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi de sahneye çıkacak.



MERAKLILARINA KONSER REPERTUARI

Şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası, 8 Ağustos Pazartesi akşamı saat 21.00’de gerçekleştirilecek ilk konserde Tchaikovsky’nin Hamlet, Orkestra İçin Fa minör Fantezi Uvertür, Op.67, Romeo Juliet, Fantezi Uvertür, Fırtına, Fa minör Senfonik Fantezi, Op.18 ve Francesca Rimini, Dante'den Esinli Senfonik Fantezi, Op.32 eserlerini seslendirecek. Orkestra, 9 Ağustos Perşembe akşamı ise, Ravel’in Daphnis ve Chloë, Süit No. 2, Castellanos’un Santa Cruz de Pacairigua, Senfonik Süit, Chavez’in 2. Senfoni, "Sinfonia India" ve Stravinsky’nin Ateşkuşu Bale Süiti (1919) adlı eserlerini seslendirilecek.

7 Temmuz 2011 Perşembe

'Kız Kafası' herkesin dilinde

Tiyatro müzikleri yapan, film müziği bestelemeyi 'yapılacaklar listesi'nin en başına koyan Çiğdem Erken, ilk albümü 'Kız Kafası'nı yayınladı. Özellikle sosyal medyada büyük yankı bulan şarkıların yaratıcısıyla konuştuk.





Babasının bağlamasının sapını ısırarak müzikle tanışan Çiğdem Erken, çocukken her akşam yemeğinden sonra babası ve annesinden şarkılar dinleyerek büyümüş. Küçük şehir çocuklarının başına gelen her türlü zorlukla başa çıktıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'na girip orada müziğin inceliklerini öğrenmiş. Ardından Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi'nde master ve doktora programlarını bitirmiş. Şimdiyse Çiğdem Erken, tiyatro müzisyeni olarak ülkenin çeşitli kurumlarında çalışıyor. Şarkı söylemenin yanı sıra piyanist de olan Erken, 6 yaşındayken ilk kez gördüğü piyanoya o anda aşık olmuş. 7 yaşında ilk piyanosuna sahip olan Erken'in şu anda 4 tane piyanosu var. Sanatçı aynı zamanda Ayşegül Sarıca'yla da 8 yıl piyano çalışmış. Geçtiğimiz günlerde ilk albümü 'Kız Kafası'nı Ada Müzik etiketiyle çıkaran Erken'in albümünde viyolonsel sanatçısı Çağ Erçağ da var Demet Sağıroğlu da.
FAZIL SAY'I İLK BEN DİNLİYORUM
- Tiyatro müziklerinizle tanınıyorsunuz. Tiyatro müziği yapmaya nasıl başladınız?
Mezuniyetim sonrası birkaç farklı kurumda çalıştıktan sonra tiyatro müziğine olan ilgimi ve yatkınlığımı keşfettim. 1995 yılından bu yana aralıksız olarak tiyatro müziği yaptım. Bugüne kadar 35 farklı projenin içinde yer aldım. Genelde Yücel Erten ile çalışırım. Ustam ve sıkı dostumdur. Büyük bir Brecht hayranıyım. Shakespeare olmasaydı yeryüzündeki hiçbir aşk hikayesinin bugünle benzerlik taşıyamayacağına da inanırım ayrıca. Vaktim oldukça dizi müziğiyle de ilgileniyorum. Film müziği yapmak ise mutlaka gerçekleştirilecekler listemin en başında. 'Güvercin' parçamı Cem Tuncer'in aranjmanıyla 'Sinekli Bakkal' dizisinde kullanmıştık. Zaten o günlerde yazmış olduğum bir şarkıydı. Ortaköy'de aşktan kafası karışmış bir halde didişen 2 güvercinin hikayesidir. Senaryo ve hayat öyle paralellikler kurdu ki ben o şarkıyı özellikle o diziye yazmışım gibi oldu. Senarist dostum Gökhan Aktemur ile hayretler içerisinde kalmıştık.
- Fazıl Say albümünüz hakkında güzel şeyler yazmış. Aynı zamanda siz de onunla oldukça yakın arkadaşsınız...
Fazıl ile çocukluk yıllarından beri arkadaşız. 84 senesinde tanıştık. Dile kolay 27 sene. 8 senedir de komşuyuz. Benim piyanomun altında onun yatak odası, onun piyanosunun üstünde de benim yatak odam var. İster istemez birbirimizin çaldığı ve yazdığı her notanın, her sözün canlı şahidi oluyoruz. Şarkı yazınca ilk ona çalarım genelde. Yaşıtız ama müzikal olarak büyüğümdür. Fikrini sorarım ve dinlerim. Yazdığı büyük eserleri ilk dinleyen kişi olmaktan çok mutluyum. Dostluğumuzun yanı sıra onun müziğinin büyük bir hayranıyım. Onun da benim şarkılarımla arası oldukça iyi. Müziğim hakkındaki yorumları beni gönendiriyor.
- Demet Sağıroğlu 'Küçük Prens'te vokal yapmış. Bu birliktelik nasıl doğdu?
Demet dostumdur. Müzikal olarak da güvendiğim ve şarkılarından zevk aldığım bir kadın. Rica ettim, kırmadı; geldi şarkımı söyledi. Unutulmaz bir anı bıraktı bana. Albümde yer alan bir diğer isim olan Borusan Quartet'ten Çağ Erçağ da konservatuarda birlikte büyüdüğüm, çok eski ve güvenilir bir arkadaşım. Dünya çapında bir viyolonselcidir. 2 şarkıda bana eşlik etti ve şarkıların kaderini değiştirecek kadar güzel sololar armağan etti.
- Şarkıların hepsinin sözü ve müziği size ait. Ne kadar zamanda ve nasıl çıktı bu şarkılar? Birine ithaf söz konusu olabilir mi acaba?
Tam senesini hatırlamamakla beraber aşağı-yukarı 20 yıldır şarkı yazıyorum. Başlangıçta ağır geçen piyano çalışmalarının teneffüsü görevi görüyorlardı. İlk şarkılarım genel pop esaslarının etkisinde yazılmış çocuksu dizelerdi. Konservatuarda arkadaşlarımla söyler eğlenirdik. Yaşam ilerledikçe şarkıların tonu, türü, rengi, dili değişti ve sanki içimde hatırlamaya dair yeni bir organ oluştu. 'Aşk hafızam' diyorum şarkılarıma. Yaşadıklarımla hesaplaşmalar yığınım biraz da. İthaflar ise bir ömür boyu bende gizli.
- Peki, 'Kız Kafası' nasıl bir şey?
Kadın-erkek ayrımı genel itibarıyla bana suni görünür. Kız kafası deyimi ile erkeklere bir uzlaşma güvercini yollamak istedim galiba. 'Anlamaya çalışın, niyet kötü değil de kafa kız kafası işte!' demenin müzik hali.
- Önümüzdeki günler için ne gibi projeleriniz var?
Her zamanki gibi tiyatro müziği yapacak, konserler verecek, şarkılar yazacak ve İstanbul'un güzel havasıyla dans etmeye devam edeceğim.

Edirnekapı'da çocuklar, 'barış'ı çalıyor

'Barış İçin Müzik', yüzlerce çocuğun müzik sayesinde önce kendisi ardından da etrafıyla barıştığı bir yer. Urban Age Ödüllü 'Barış İçin Müzik'te Edirnekapılı çocuklar enstrüman çalmayı, müziği en çok da başka bir yaşamı öğreniyorlar.







Müzikle uğraşmak kendini tanımaya başlamak demek. Birlikte müzik yapmaksa hem kendini hem de diğerlerini anlamak ve hatta aynı dili konuşmaya başlamak demek. Yani 'barışmak' için oldukça iyi bir yol. Boşuna da denmemiştir 'Müzisyen adamdan zarar gelmez' diye. 6 sene önce Fatih Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu'nda derslerden sonra çocuklara müzik öğretmeye başlayan 'Barış İçin Müzik' ekibi, ilk başta 10-15 kişiye akordeon dersi vermiş, daha sonra orada bulunan kömürlüğü atölye haline dönüştürmüşler. Derken başka bir okul gelip onlara da ders vermelerini istemiş. Ekip bu kez akordeonun yanına yan flüt derslerini de eklemiş.
1,5 yıl önceyse şu anda içinde 300'den fazla öğrenciye müzik dersi verdikleri binalarını kurmuşlar. 2 binada çalışmalarını sürdüren 'Barış İçin Müzik'in 3. binası da henüz inşaat şamasında. 6 ay önce yaylı çalgı (viyola, çello, keman) derslerine de başladılar ve şimdiye kadar binlerce öğrenciye ulaştılar. Bu işin finansmanı Mimar Mehmet Baki tarafından karşılanıyor. Ama bunun telaffuz edilmesi Mehmet Baki'nin pek de hoşuna gitmiyor. Çünkü bu onun gençlik hayali. 'Paradan daha önemli şeyler var' diyor Baki.
Hedeflerinde daha fazla çocuğa ulaşmak var. Bulundukları ve 'Barış İçin Müzik'i hayata geçirdikleri yer Edirnekapı. Dolaysıyla bu sosyal ortamdaki çocukların 'Müzik dersi alalım da ufkumuz gelişsin' gibi bir dertleri olamıyor. Aslında buradaki müzik de bir sembol, dahası sosyalleştirici bir araç... 'Barış İçin Müzik'ten Yeliz Baki, yakında vakıflaşmayı düşündüklerini söylüyor. Amaçlarıysa, sanatsal yaşama, çocukların katılma hakkını sağlamak bunu da çocuklara karşılıksız müzik eğitimi vererek yapmak. Bu yolla müziği araç olarak kullanarak barışı tesis etmeye çalışıyorlar. Üstelik buna insanın kendisiyle barışık olması da dahil. Mehmet Baki, Yeliz Baki ve 'Barış İçin Müzik'in başından beri öğretmenlerinden olan Turgay Özdemir, Urban Age Ödüllü 'Barış İçin Müzik hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
- Bu oluşumun Edirnekapı'da kurulmasının sebebi nedir?
Yeliz Baki:
Aslında bu süreç 6 yıldan daha uzun. Mehmet Hoca hep bunu yapmak istiyordu. Edirnekapı da bunun için en uygun bölge oldu. Çünkü buradaki çocukların daha çok ihtiyacı vardı. Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Kulca bizi buraya getirdi. Fatih Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu o zaman onların kardeş okuluydu ve oranın müdürlüğünü yapan Kadir Daloğlu idealist biriydi. Bize bütün kapılarını açtı. Hatta pazar günleri bile... Biz çocukları tek tek evlerinden aldık, getirdik. Daloğlu, velilerle konuşmamızda ve çocuklarla iletişim kurmamızda önemli yollar açtı.
Burada başlamamız da doğru oldu. Çünkü buradaki çocuklar sevgilerini bile şiddetle ifade ediyorlar. İlk başta onları bundan vazgeçirmek konusunda zorlandık ama 'Barış İçin Müzik'te çalarak değiştiler.
- Hedefiniz nelerdir?
Y. B.:
Hedefimiz bütün Anadolu'ya bunu taşıyabilmek. Bunun için çeşitli arayışlara girdik. Sahip olduğumuz güçle her yere ulaşamıyoruz. Ekim ayında ilk Anadolu girişimimizi başlatacağız. Iğdır ve Diyarbakır'a atanan tanıdıklarımız var. Onlar da çok idealistler ve 'Acaba orada bir kıvılcım yakabilir miyiz?' diye düşünüyorlar.
BURADA BAŞARI YA DA BAŞARISIZLIK YOK
- Bu işi diğer sanat dalları yerine müzikle yapmanızın sebebi nedir?
Mehmet Baki:
Diğer sanat dalları da olabilirdi ama birisinin bir ıslığı dünyanın diğer tarafına ulaşabiliyor ve oradaki bir şeyi değiştirebiliyor. Böyle müthiş bir gücü var müziğin.
- 'Barış İçin Müzik' ismi nasıl ortaya çıktı?
M. B.:
Müziğin gücü ve barışın zorunluluğuna olan inancımızdan bu isim çıktı diyebiliriz. Öte taraftan bu ülkenin de imzacısı olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi var. O sözleşmede, 'çocukların kültürel ve sanatsal yaşama tam olarak katılma haklarıyla bu konuda uygun ve eşit fırsatlar yaratılmasının teşviki' ayrıca da 'çocukların barış, hoşgörü, cinsler arasında eşitlik duygularıyla, etnik, ulusal veya dini ayrımcılıktan uzak, dostluk ruhuyla yaşam sorumluluğu almaya hazırlanmaları'yla ilgili maddeler bulunuyor. Biz bu maddeleri önemsiyor ve gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
- İşin maddi kısmını tamamen üstlenmiş bulunuyorsunuz?
M.B:
Evet. Kimseden hiçbir yardım almıyoruz. Her şeyi kendimiz karşılıyoruz.
Y.B.: Biz bunu yaparken, bir yandan da bizi görenler dayanışmayı da örgütlüyorlar. Örneğin bir öğrencinin velisi kendi çocuğuna kalem alırken buradaki çocuklara da alıyor. Bizi mutlu eden de bu.
- Çocuklar nasıl bir değişimin içine giriyor?
Turgay Özdemir:
Biz onlara klasik eğitimin dışında bir şeyler veriyoruz. Ne olursa olsun kapıdan dönmüyorlar. Biz onları yetenekleri üzerinden değerlendirmiyoruz. Başarı ve başarısızlık burada yok. Onları yok saymıyor ve ötekileştirmiyoruz. Bir defasında çocuğun birine dişi ve dudağı uygun olmadığı için 'Flüt değil akordeon çalmalısın' dedim, o da 15 dakika ağladı. Ben de ona flütü hazırlayıp verdim. Şu anda çalıyor. Burada biz de öğreniyoruz. Eğitim sisteminin dayattığı kalıpçı ve birbirini ezme üzerine kurulu sistemin dışına çıkıyor, demokratik yaşamı öğretiyoruz.
- Çocukların zor olduğundan bahsetmiştiniz...
M. B.:
14 yaşında çok iyi akordeon çalan bir kızı evlendirdiler. Şu anda 15 yaşında ve çocuğu var. Başka sebeplerle dersleri bırakmak zorunda kalan çocuklar... Ama umudumuz var. Çünkü aileler artık bizi tanıyor ve güveniyor.
Öğretmenler de öğreniyor
Turgay Özdemir, işin başından beri; 6 yıldır burada. Özdemir'in dışında başkaları da var. Örneğin, konservatuar öğrencileri gelip ders veriyorlar. İlk başta 4 öğrenciden fazla öğrenciye ders yapma fikrinin ne olduğunu bilmediği için bundan çekinen öğretmenler şimdi artık daha fazla öğrenciyle çalışmak istiyormuş. Özdemir, 'Bu da buranın ruhundan kaynaklanıyor. Cem Mansur burada ders veren gençlere 'Şef olsanız ne olur, orkestra şefi olsanız ne olur... Asıl burada yaptığınız iş önemli' demişti. Onlar da yaşamadıkları tecrübeleri yaşıyorlar. Burada verdim dersimi gittim durumu yok'.
Sınıf öğretmeni öğrencisinden ders alıyor
'Barış İçin Müzik'te 15 öğretmen, 5 personel var. Ayrıca belli bir seviyeye gelen öğrenciler, yeni gelenlere ders veriyor. Yeliz Baki, 'Biz onlara asistan öğretmen diyoruz. Burada interaktif bir eğitim sürüyor. Hatta ilkokul öğretmeni gelip kendi okuma- yazmayı öğrettiği öğrencisinden ders alıyor ve ona 'Öğretmenim' diye hitap ediyor. Bunu yaparken son derece ciddi ve saygılı'.

Türkiye’nin Off-road Şampiyonu Datça’dan Çıkacak

Datça 1. Çamur Çukur Festivali'ne hoş geldiniz! Datça’da eş zamanlı yürütülen yol ve altyapı çalışmaları, ilçeyi neredeyse bütünüyle bir...