26 Mart 2020 Perşembe

Müzikle İyileşiyoruz no. 7

Müzikle İyileşiyoruz no. 7 

Bazen ev öyle sıkıcı, böyle boğucu geliyor olabilir. Bazen evde kendinize ait bir alanınızın olmadığını düşününüyor bile olabilirsiniz. Yalnızsanız yalnızlık, kalabalıksanız da kalabalık sizi boğuyor olabilir. Aslında her ikisinin de kendine ait güzellikleri de yok değil. Evde üretime geçmenin zamanı çoktan geldi bile. İşe de neler yapabileceğiniz hakkında öneriler sunun internet siteleri ve sayfalarla başlayabilirsiniz. 

Karantina günleri özellikle de müzisyenlere iş bakımından sıkıntı yaratmış olsa da serbest çalışan ve üretimini evde yapan müzisyenler için çok da bir şey fark ettiğini söyleyemeyiz. Dün sevgili Cansun Küçüktürk’le de hayatımızda evden çıkmakla ilgili hiçbir şeyin değişmediğini konuşuyorduk ki, ondan şöyle bir cümle geldi “Ev Kayıtları’ diye albüm bile yaptık”. Evet yapmışlardı, çok da güzel bir albümdü hem de. Evde kalanlara ilham verecek, efkarı yer yer üfleyip yer yer dağıtacak bir albüm. 

Cansun Küçüktürk ve Vedat Yıldırım tarafından tamamı Cansun Küçüktürk’ün evinde yapılmış olan “Ev Kayıtları”ndan “Zorba” başta olmak üzere bütün albümü dinlemenizi öneriyorum.

Evde olmak o kadar da kötü değil, hatta iyi bile! 
Evde kal, efkarı dağıt, umudu çoğalt, “salın dur”… 
Şarkıda da dediği gibi gönüllerin yakın olduğu günlerdeyiz. 


Ferah bir gün dilerim. 



Zorba

Beni al yar yar diye
Hadi sar kal kal diye
Oyna çal gönül telimde (oy)

Giden dalgan dönüyorsa
Söz ırak gönül yakınsa
Beklerim her ne olursa gel (of)

Salın dur sahilimde
Sarıl dur nefesime
Oyna dur ellerimde

Giden dalgan dönüyorsa
Söz ırak gönül yakınsa
Beklerim her ne olursa gel

24 Mart 2020 Salı

Müzikle iyileşiyoruz no.6

Bugünlük romantizmden biraz uzaklaşıyor, Kadıköy sounda yaklaşıyoruz. Hedef tabii ki Kadıköy ya da sound değil ama olsun… Konumuz değişim. Dün bahar temizliği yaparken evin şeklinin değişmesinden pek hoşlanmayan Çınar (9)’a “Dünya değişiyor, biz evin şeklini değiştirmişiz çok mu?” diyerek kendisini bana yardım etmeye ikna ettim. O anda zaten bu şarkıyı 6. günün “Müzikle iyileşiyoruz” parçası yapmaya karar vermiştim. Evin içinde bağıra çağıra söylediğim de olmadı değil, “Değiştiiim, değiştim ben sevgiliiiim…” 

Her gün aslında başka güne uyanıyor ama bir türlü farkına varmıyorduk. Şimdi her şey çok daha hızlı değiştiği için çok daha çabuk farkına varıyoruz. 

Aynı zamanda algımızı, alışkanlıklarımızı, yaşam biçimlerimizi ve daha bir dolu şeyi değiştirmek zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz. Daha önceki yazılarımda ve hatta YL tezimde de dediğim gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisi. 

O zaman değişimin şerefine, 

Kesmeşeker'in efsane şarkısı "Değiştim Ben Sevgilim" diyor ve "aynı insan" olup olmadığımızı sorguluyoruz. Dans edebilir hatta ufaktan kafa bile sallayabilirsiniz (lise yıllarımızda bu şarkıda bile kafa salladığımız geldi aklıma). 

“Teknoloji, ilim, irfan
Neler görüyor insan
Değişmeli everything!
Hadi gari, everibadi”





Değiştim Ben Sevgilim

Bu nasıl gitar solo?
Bu nasıl ilişki?
Acıları terk et gel.
Bana tatlı şeyler ver.
İstanbul ellerinde,
Daima gitar elinde,
Sen lüzumsuz şovalye,
Ne geçiyor eline?
Değiştim, değiştim ben sevgilim
Vallahi değiştim, aynı insan mıyım?
Teknoloji, ilim, irfan
Neler görüyor insan
Değişmeli everything!
Hadi gari, everibadi.
1, 2, 3'ler hep aynı yüzler!
4, 5, 6 sağduyu battı,
7, 8 ve 9 bu oyunda biz yokuz...
Değiştim...

23 Mart 2020 Pazartesi

Müzikle İyileşiyoruz no. 5




Gökyüzüne selam çakmaya ve umudu yeşertene kadar da bakmaya devam ediyoruz. Sonra yavaş yavaş makro dünyadan mikro dünyayı keşiflere başlayabiliriz. Ama şimdilik daha gökteyiz. Günün şarkısı Good Vibes’tan geliyor. Ne yalan söyleyeyim geçen gün kulağımda bu şarkıyla uyandığımdan beşinci günümüz için bu şarkıyı seçtim. Sabah yediydi, güneş kendini yeni yeni göstermeye başlamış,  bitkilerin üzerindeki çiğ damlacıkları yavaş yavaş ışığa ve ısıya teslim olmuşlar, arılar ve henüz gelmiş kırlangıç seslerinin arasında, yavaş yavaş hareket eden salyangozları izlemek harikaydı doğrusu. Doğanın döngüsünün devam ettiğini görmek için başka bir şeye ihtiyaç yoktu. Kendini özgür hissetmek için de daha iyi bir an olamazdı. Kafamın içinde   ise “Özgür Ol” çoktan çalmaya başlamıştı. 

Tamam bu kadar romantizm yeter, parçamıza dönelim: Beton Orman tarafından 2019 yılında çıkarılan şarkının söz ve müzikleri Özge Ürer’e ait. Düzenleme ise Good Vibes grubu tarafından yapılmış. Mix, Anıl Çifter, mastering ise Barıl Büyük’e ait. Gitarda Mahir Konanç, keyboard ve synth’te Evrim Tüzün, bas gitarda Fırat Bodur ve davulda Çağdaş Yapıcılar bulunuyor. 

Şarkıda da dediği gibi “Gökkuşağının altında buluşacağımız” zamanların uzak olmadığını sezer gibiyim dostlar. Müzik dinlemeye, dans etmeye ve umudu çoğaltmaya devam.  



ÖZGÜR OL  

Merdiven yaptım bulutlardan 
Çıkıyorum yıldızlara 
Kim alacakmış elimizden yarınları 
Yıkıyorum her gün duvarları  
Tek başına ayakta duruyorsan 
Karanlıklara kapılmadan 
Buluşuruz bir gün bi gökkuşağının altında 
Ver elini bana  
Beni bana bırak sen kendin ol  
Burdaysan 
Beni bana bırak sen özgür ol 
Dans ediyorsan

22 Mart 2020 Pazar

Müzikle iyileşiyoruz no. 4



Eminim herkes evini en az on dakika havalandırıyordur. Bugün ve bundan sonraki günlerde pencereyi açtıktan sonra gökyüzüne bakmayı ihmal etmeyin lütfen. Balkonu ya da bahçesi olan şanslı kişilerdenseniz bu şarkıyı son ses açıp çıkmanızı, yüzünüzü göğe çevirmenizi öneririm. Günün herhangi bir saatinde pamuk gibi bir bulut öbeği çıkar belki karşınıza. Eğer bulut yoksa gökyüzüne bakmak derin mavi ya da griliği izlemek ve hatta öyle boşluğa bakmak bile iyi gelecektir. 

Şairin dediği gibi 
“Seni aldım bana ayırdım 
Durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat, durma göğe bakalım”. 

İstanbul’da yaşarken gün batımının renklerine çıldırıyordum. Gökyüzü çıldırdıkça ne kadar pozitif duygum varsa ayyuka çıkıyordu.  Şu anda yaşadığım yerde de -hele ki bir de bulutlar varsa- işi gücü bırakıp gün batımına koştuğum çok olmuştur. İster gece ister gündüz, göğe bakmak hep huzur ve umut veriyor. 

Bir de son dönemlerde herkes birbiriyle sadece telefon ve mesajla iletişim kurduğu, kimsenin de gelip gitmediği düşünülürse Jin (Ceyhun Zeynelov)'in şarkısında geçen şu sözleri de halimize uyuyor sanki:
“-aloo…selam sevgilim…aloo-
bu günler benim başıma da gelir
yüreğim yanar, donar, erir
oraya kimse gelip gitmez…”

Günün şarkısı, bazen gökyüzüne ve "pambıq gibi bulutlar"a birlikte baktığımız biri tarafından seçildi. 


Haydi son ses açılsın, birkaç dakikalığına her şey unutulsun, göğe bakılsın, danslar edilsin. 

Göğe bakın umudu göreceksiniz!* 

Buludlar

Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar

Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar

Üzündən günəş saçır
Sevincdən baş fırlan ıır
Vurulmusan, bəli vurulmusan
Gözün ora - bura qaçır
De mənə kimi axtarır (ı ır)
Vurulmusan, bəli vurulmusan
De mənə de mənə de onu görəndə
Boğazın quruyur dilin tutulurmu?
De mənə onu görəndə
Səninçün qarlı qış əriyir yay olurmu?
Gecədən səhərə qədər
Ev telefonundan zənglər
Sən və oo
( aloo , salam sevgilim , aloo)
Bu günlər mənim başıma da gəlib
Ürəyim yanıb, donub, əriyib
Ora kimlər gəlib getməyib
Oo yeah
Saf məhəbbət nə deməkdir bunu bilir çoxu
Əgər sən də bilirsən
Mahnımın nəqarətin mənimlə bir oxu
Yo yo yo

Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar
Buludlaaar, Pambıq kimi buludlar
Bütün qızlarıma deyin salamlar

Sinəmdə çırpı çırpı çırpınan ürəyim
Dil aç , söylə sevmədinmi
Həyatına qonaq gələn, hər xanımı
Sevgindən vermədinmi
Kiməsə oyuncaq oldun
Kiməsə sığınacaq oldun
Kimlərsə çəkir həsrətini sənin
Kiməsə çatmadı döyüntülərin
Saf məhəbbət nə deməkdir bunu bilir çoxu
Əgər sən də bilirsən
Mahnımın nəqarətin mənimlə bir oxu
Yo yo yo

Buludlar, Pambıq kimi buludlar
Bütün keçmiş qızlarıma deyin salamlar

*Sevdiğimiz bir abimizin "ufka bakın" dediği gibi...

21 Mart 2020 Cumartesi

Müzikle iyileşiyoruz no. 3

Hiçbirimizin henüz deneyimlemediği ve bir süre bocalayacağımız yeni bir sisteme giriyoruz. Bu süreçte beni umutlandıran en önemli konu ise insan olmak dışındaki kimliklerimizin giderek anlamını yitirmeye başlaması olacak. Yeni sistemde kimlikler üzerinden ayrım yapmak mümkün olmayacak ve zorbalık da ortadan kalkacak diye umut ediyorum. Çünkü her ne kadar bağışıklık sistemimize bağlı olarak değişiklik gösterse de aslında hepimiz Covid-19 karşısında hiçbir yerde ve halde olmadığımız kadar eşitiz.  Ancak değişemeyen hayatta kalamayacak. Çünkü değişmeyen tek şey uzunca bir süredir değişimin kendisi zaten.  Tıpkı Nova Norda’nın “Varım” şarkısında dediği gibi. Değişerek varolmaya devam edeceğiz. Ayrıca hazır zamanımız varken şarkıda da dediği gibi “bu hayatı kana kana içmek” lazım. Değişime ve yaşama aşkımıza...


Varım

Sen kimsin? dedi
Bilmem, dedim, her gün değişiyorum
Burdа dаns ederken senle bende bi аyrım göremiyorum
Kаlıplаrа sığаmıyorum
Dedim ki
Bаk, yıldızlаr bаki, sınırlаr hаyаli
Arаmıyorum tаnımlаyаn sözler
Aynı sözler tаm dа bu yüzden (uuu)
Götürüyo bizi bizden
Geldim, gidicem, hep de değişicem
(Uuu) şu kısаcık hаyаtı kаnа kаnа içicem
(Uuu) rüzgаr olup esicem, gökte süzülücem
(Uuu) kimsin sen? deseler ben sаdece vаrım’ dicem
Gel benle, dedim, serin аmа girdin mi de аlışıyosun
Vаr mısın? dedim, vаrım, dedi, etiketleri çıkаrıyorum
Sıfаtlаrı bırаkıyorum
Dedim
Sen ben iki fаni, ruhu firаri
Arınıyoruz çizgilerimizden
Aynı sözler tаm dа bu yüzden (uuu)
Dökülüyo dilimizden
geldim, gidicem, hep de değişicem
(Uuu) şu kısаcık hаyаtı kаnа kаnа, kаnа kаnа
(Uuu) rüzgаr olup esicem, gökte süzülücem
(Uuu) kimsin sen? deseler ben sаdece, sаdece
Vаrım’ dicem
(Sаdece)
Kimsin sen? deseler ben sаdece, sаdece
(Sаdece)
Vаrım’ dicem
(Sаdece)
İzin vermeseler bile iyi ki de, iyi ki de
(İyi ki de)
Vаrım’ dicem
(İyi ki de)
Kimsin sen? deseler ben sаdece, sаdece
(Sаdece)
Vаrım’ dicem
(Sаdece)
Vаrım’ dicem
(İyi ki de)
Vаrım’ dicem
(İyi ki de)
Vаrım’ dicem
Kаnа kаnа

20 Mart 2020 Cuma

Müzikle iyileşiyoruz no. 2

Sosyal medyadan sızıp gelen haberlerin tutarsızlığı karşısında kafamız yeterince karıştı. Hangi haber doğru bilemiyoruz, bazen korkuyor bazense tedbirlerimizi güzelce aldığımızı düşünüp rahat bir nefes alıyoruz. Evlerimize kapandığımız şu günlerde zaman zaman kendi içimizde de tutarsızlıklar yaşıyoruz. Olsun tutarsızlık da bazen tutarlılığın ta kendisi olabilir! 

Türkiye’de bir ilk olan Blues Derneği’nin kurucularından Göksenin, Bluesseverlerin yakından bildiği bir isim. Geçtiğimiz ay, Arpej Müzik Yapım tarafından yayınlanmaya başlanan “Arka Bahçe Sessions” için çaldıkları “Hala vazgeçmedim” de az önce bahsettiğim tutarsızlığın aslında ne kadar tutarlı da olduğunun delili niteliğinde. 

Şarkının sözlerinin tamamını aşağıda paylaşıyor olsam da şu kısmını bir daha yazmadan duramayacağım: “Bu çok tuhaf bir zaman, çok garip bir yıl, tahmin edilemiyor neler yapacağım, ama belli olmaz, her an hiçbir şey yapmayabilirim, biliyorsun hiç belli olmaz, her an yapmayabilirim…” 

Boşverin ya, zaten uzun zamandır birçok şey yapıyordunuz biraz da hiçbir şey yapmayın ve şimdi arkanıza yaslanın, sesi açın ve play tuşuna basın, umut dolun, hatta dans bile edebilirsiniz “vazgeçmeden”!


Hala Vazgeçmedim

Hala vazgeçmedim kendimden
Hala vazgeçmedim
Ama belli olmaz
Her an vazgeçebilirim
Biliyorsun bana belli olmaz
Her an vazgeçebilirim

Hala vazgeçmedim senden
Hala vazgeçmedim
Ama belli olmaz
Her an vazgeçebilirim
Biliyorsun bana belli olmaz
Her an vazgeçebilirim

Bu çok tuhaf bir zaman
Çok garip bir yıl
Tahmin edilemiyor neler yapacağım
Ama belli olmaz
Her an hiçbir şey yapmayabilirim
Biliyorsun hiç belli olmaz
Her an yapmayabilirim

Şu dünya bir dursa
Ben de bir dursam
Her şey bu kadar yorucu olmasa
Belli olmaz
Her an yorucu olabilir
Biliyorsun hiç belli olmaz
Her an moral bozulabilir

Hala vazgeçmedim kendimden
Hala vazgeçmedim
Ama belli olmaz
Her an vazgeçebilirim
Biliyorsun bana belli olmaz
Her an vazgeçebilirim

Müzikle iyileşiyoruz no. 1


Evlerimize kapandık, bekliyoruz. En büyük tesellimiz belli ki elektriklerimizin açık, internetimizin bağlı olması. Sosyalliğimizi delirmeden devam ettirmemizi sağlıyor. Bu sayede konserleri izlemeye, müzisyenlerin sosyal medya canlı yayınlarında huzur bulmaya devam edebiliyoruz. Hatta artık o canlı yayınlarda “Zeki Müren de bizi görebiliyor” kavlinden müzisyenlerin canlı yayınlarına ortak olabiliyoruz. Hatta bazen aynı anda başlayan konserler arasında seçim yapmakta da zorlanıyor, o kanal senin bu kanal benim dolaşıyoruz. 

Zor zamanlar yaratıcılığın da arttığı zamanlar olmuştur hep ki gördüğümüz kadarıyla başta müzisyenler olmak üzere pek çok sanatçı ürünlerini daha şimdiden ortaya koymaya başladı bile. Bundan büyük teselli olamaz zaten. 

Hastalanmak illa ki malum virüsü kapmak değil, ruh sağlığımız yerinde olsun ve her gün güzel bir şarkıyla güne başlayalım, içimiz umut dolsun.

Her daim üretimin içinde olan Moğollar grubunun abisi Tamer Öngür de 19 Mart 2020’de sözleri Nazım Hikmet’e ait olan “Mesaj” isimli şiirini bestelemiş ve ortaya böyle bir iş çıkmış:





Mesaj

Hastalar,

kardeşlerim,

iyileşeceksiniz.

Ağrılar, sızılar dinecek.

Yumuşak, ılık

bir yaz akşamı gibi inecek

ağır, yeşil dalların arasından rahatlık.



Hastalar, kardeşlerim,

biraz daha sabır, biraz daha inat.

Kapının arkasında bekleyen ölüm değil,

hayat.

Kapının arkasında dünya,

dünya cıvıl cıvıl.

Kalkacaksınız yatağınızdan,

gideceksiniz.

Tuzun, ekmeğin, güneşin tadını

yeni baştan keşfedeceksiniz.

Sararmak limon gibi, mum gibi erimek,

devrilmek kof bir çınar gibi ansızdan.

Kardeşlerim, hastalar,

biz ne limonuz, ne mum, ne çınar,

biz, insanız, çok şükür,

çok şükür, biliriz, umudumuzu ilacımıza katmasını.

"Yaşamak gerek!"

diyerek

ayak direyip

dayatmasını.

Hastalar,

kardeşlerim,

iyileşeceğiz.

Ağrılar, sızılar dinecek.

Yumuşak,

ılık

bir yaz akşamı gibi inecek,

ağır yeşil dalların arasından rahatlık.




24 Aralık 2019 Salı

2010’larda Türkiye’de “müzik” üzerine kısa bir değerlendirme veya müzisyenler için notlar


2010’ların sonuna gelindiğini anlamak için ortalıkta dolaşan playlist’lere, müzikal bağlamdaki z raporlarına bakmak yeterli olur. Kulağıma takılan, son 10 yılımda hüküm süren parçaları yazmayı elbette ben de düşündüm. Ancak “bunun bir anlamı olacak mı?” sorusunun cevabına gelince orada tıkandım. Çünkü müzik dinleyicisi olmak, müzik beğenisine sahip olmak 1990’larda olduğu kadar meşakkatli değil. Herkes her istediğine ve hatta daha fazlasına kolayca ulaşabiliyor. Her ne kadar türünün ana akımına yönlendiriyor olsa da Spotify, Youtube Music ve iTunes, müzik dinleyicisine algoritmalar üretip sürekli dinlediği türlerde önüne yeni parçalar çıkarıyor ve “en iyiler” listesinin pabucunu dama attırıyor. Spotify’ı azıcık iyi kullananların kendine “DJ” diyebildiği günümüzde de elbette böyle listeler yapmanın bir anlamı kalmıyor. 

Genel geçer müzik dinleyicisi için de “müzik yazarı”nın hangi parça hakkında ne yazdığının önemi kalmıyor, dinleyici elini direkt verilen linke götürüp parçaları çıtlamaya başlıyor. 
 Size bu satırları yazarken ben de elbette Spotify’dan ismi lazım değil müzik otoritelerinin yaptığı playlist’e kulak kabartmış durumdayım. Bunun önemli bir kısmı beni rahatsız ediyor  ve “Kim seçiyor yahu bunları?” dedirtiyor.  Üstelik seçilen isimler içinde de yan akımının ana arter müzisyenleri olunda insan ister istemez ana akım müzik piyasasının neredeyse samimiyetsizliğini bile arıyor. Müzikte tekelleşme konusunun sıklıkla gündeme geldiği ve getirildiği şu günlerde ismi lazım olmayan şirketler tarafından yapılan “2010’ların en iyi şucuları” listesine ne kadar ihtiyacımız olduğu da tartışmaya açık. Müzik piyasasının nereye gideceğini, ne olacağını, müzisyen ve onları destekleyen butik plak şirketleri, organizasyon firmaları ve halihazırda müzik insanlarını nasıl bir geleceğin beklendiği konusunun konuşulması gerekliliği daha elzem.  


2010’larda kuşkusuz birçok müzisyen elinden gelenin en iyisini yaparak kendi ürünlerini ortaya koydu. Çoğunun bunu hangi şartlar altında yaptığını en azından piyasaya yakın insanlar olarak gördük ve tanıklık ettik. Üstelik birçoğunun kendi üretimini yapmak ve sunmak uğruna, istemedikleri projelerde var olduklarını da gördük.

Festivaller alanında olsun, türler içinde olsun tekelleşmenin dibini yaşadık. Üniversite festivalleri biterken yerini dolduracak bir dolu irili ufaklı festivalimiz oldu. Yeni gelen bütün bu festivaller önemli ölçüde Türkiye müzik piyasasındaki bir açığı canla başla, dişle tırnakla kapattı. Gençlerimiz festivallere aç kalmadı. Ancak zaman zaman boğucu hale gelen her yerde “festival olsun” düşüncesi yer yer “festival” kelimesinden tiksinti bile duymamıza sebep oldu. 

Yine bu 10 yıllık süre zarfında tekrar ve tekrar “bağımsız müzik oluşumu” kurulmasına karar verildi ancak daha önce de oluşturulmaya çalışılan pek çok kolektif gibi o da ne yazık ki bir yere varamadı. Müzisyenlerin ve müzik piyasasında nüfus sahibi olan müzik insanlarının yeniden ve yeniden bir araya gelip bir şey yapamayacağını da bir kez daha anlamış olduk. Sendika mı o da ne? 

Lakin “Bir Şarkım Var”, “Kadınlar Matinesi”, Blues Derneği gibi kolektif oluşumlar ve albümler içimizi açtı. Müzisyenler birbiriyle daha da fazla etkileşim içinde oldu, daha önce hiç olmadıkları kadar albümlerine ve sahnelerine konuk oldular, başka müzisyenleri konuk aldılar. Bu da egoların duvara asıldığı bir döneme ancak girizgah yapabildiğimizin göstergesi oldu. 

2010’larda daha önce hiç yaşanmamış bir furya ortaya çıktı. Dijital dünya tepemizde devinedursun, LP’ler havalarda uçuştu. LP’si olmayan müzisyen ve gruplara üstten bakıldı. Bir yandan olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilecek bu konu diğer taraftan düşündürücüydü. Çünkü dijital bir veriyi analog bir ortama taşımak gibi bir durum söz konusuydu ve eski plaklar gibi analogun analoga geçirilip dinletilmesi ve dinlenilmesi değildi olan. Biraz daha yapay olan bu durum üzerine bir daha ve bir daha düşünülmesi gerekliliğini önemsiyorum. Butik plak şirketleri tam da böylesi bir dönemde açıldı ve çok iyi işlerin dinleyiciyle buluşmasına önayak oldu. Birini bile unutmaktan çekindiğim için, adlarını saymıyorum. 

———

Bir başka mesele müzik yazını ve yayımları hakkında. 2010’lar kuşkusuz bu konuda oldukça verimli geçti. Yıllardır Türkiye’deki önemli bir açığı kapatan Pan Yayıncılık’a kardeş olarak Kara Plak Yayınları kuruldu. Diğer yayınevileri de daha fazla müzik kitabı yayımlamaya başladı. Müzik dergiciliği 1990’lı yıllarda olduğu kadar çok olmasa da 2010’larda hareketlendi. Yeni yeni dergiler hem basılı halde hem de dijital ortamlarda içerikleri tartışmaya açık olsa da önümüze sunuldu. Pek çok blog daha da hareketli hale geldi. Müzik dinleyicileri ufaktan da olsa müziği yazmaya ve paylaşmaya da başladı. Müziği kendine dert edinmiş pek çok akademik makale ve tez yayınlandı. Müzikoloji bölümleri yer yer açıldı yer yer kapandı.

Bunun ötesinde, müzik üzerine yazılan bilimsel kaynakların gerçek müzik dinleyicisine ulaşıp ulaşmadığı konusu gizemini koruyor. Sosyal medya burada garip bir işleve sahip olmaya başladı, müzik ürünleri abur cubura dönüştü ve değerlendirilemez hale geldi. Magazin programlarının yerini sosyal medya hesapları aldı. Müzisyenin ürününden çok sosyal medyada paylaştığı iletiler ilgi çeker oldu. “Bugün müzik mi, müziği sunanların sosyal medya hesapları mı daha çok takip ediliyor?” diye sorsak cevabı hepimiz biliyor ve kan ağlıyoruz. 

2010’ların özellikle de sonuna doğru cover’lar havalarda uçuştu, bir kısmı kafamıza, kulağımıza isabet etti. Hatta yurtdışında ödül alan -yine yurtdışı menşeli- Türkçe müzik yapan bir grubun bile aslında cover’ı geçer akçe yaptığı düşünülürse bu hem geçmişe olan özlem/saygı bağlamında önünde eğilinecek hem de hayıflanacak bir durum olarak karşımızda duruyor. 1960’lardan başlayıp 1990’lara kadar süren bir döneme ne kadar da özlem duyuyormuşuz meğer.  Yeniden sanki hiç o parçalar daha önce çalınıp söylenmemiş gibi önümüze yer yer farklı türlerde sunuldu. Bundan şikayetçi olduğum için söylemiyorum elbette ancak “yeni bir şeyler üretmenin tıkanıklığı mı acaba?” diye düşünmekten de kendimi alıkoyamıyorum. Hadi artık 2020’lerde yeni üretimlere geçelim dostlar. Buna beslenme çantamızı hazırlamakla başlayabiliriz mesela.   

Geçtiğimiz özellikle de 2 yılda rap tavan yaptı. İçinlerinde geleceğe kalacaklar olacaktır elbette… Bu konu kanayan bir yara ve çok da taze işler halihazırda ortalıkta olduğu için üzerine çok da fazla bir şey söylemek istemiyorum. Zira daha önce konuyla ilgili uzun uzun bir makale yazmıştım. bkz.  ilgili makale “Ben sussam müzik susmaz”.

 Bu yazının derdi “geçtiğimiz 10 yıl aman da ne kadar da eğlendik”ten ziyade aslında önümüzdeki 10 yıl içinde tekelleşmeden uzak, nasıl yeni playlist’ler oluştururuz. Playlist işin sadece ufak bir kısmı. Müzik evreninin içinde pek çok farklı konu dallanıp budaklanırken, müzisyenlerin ve müzik piyasası içinde yer alan herkes için açılan rotalar biraz daha sertleşiyor. Birlikten kuvvet doğar. 2010’larda olan oldu, 2020’lerde bu anlattığım bağlamlarıyla “müzik nasıl inşa edilir”i yeniden düşünmenin zamanıdır. Müzik dinleyicisinin ne beklediği değil, müzisyenin ona ne sunduğuna ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz. Hadi pamuk eller ve pamuk sesler üretime. Herkes için iyi bir yıl olsun.  

Yazıya katkıları için İbrahim Aksu’ya teşekkürler. 

Ayrıca 2019’da çıkan albümler için aşağıdaki linke bir göz atmanızı öneririm. Yine Tayfun Polat’tan el emeği kulak zarı bir iş!

https://taifu.wordpress.com/2019/12/23/yerli-2019-degerlendirmesi/?fbclid=IwAR2Q395Kmv2FGImVsB-FTk-kHPu4JFT91u8HrBGHRhYiWNzunu9kOVzwUWQ

Türkiye’nin Off-road Şampiyonu Datça’dan Çıkacak

Datça 1. Çamur Çukur Festivali'ne hoş geldiniz! Datça’da eş zamanlı yürütülen yol ve altyapı çalışmaları, ilçeyi neredeyse bütünüyle bir...