Karantina günlerinde çocuklarınızla birlikte dans edip eğlenebileceğiniz şarkılardan oluşturduğum liste aşağıda.
Keyifli dinlemeler, sağlıklı günler.
Bol bol da eğlence...
Karantina günlerinde telefonlarımıza daha fala sarıldık, internet ortamlarında daha fazla turlar olduk. İşi gücü dışarıda olan ve bu süreçte işsiz kalıp elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen, kitapla, filmle, müzikle kısacası sanat ve bilimle ilgili üretim ve tüketim konusunda kendisini eğlemeyi pek de beceremeyen arkadaşlarımız başkalarının hayatları ya da Korona'nın serbest salınımı üzerinden kendi varoluşlarını dozunu arttırarak devam ediyorlar. Sözüm senden içeri benden dışarı. Bu yüzden de sakinlik diliyorum herkese…
Müzikle iyileşiyoruz 18. gününe geldi. Açık çağrı yaptığım müzisyen, DJ, organizatör, menajer, müzikolog, rodi kısacası müzik insanı olan arkadaşlarımın da seçkilerini önümüzdeki günlerde okumaya ve dinlemeye devam edeceksiniz.
Müzik Hayvanı’nın kurucusu, Yakaza Ensemble’ın multi enstrümanisti, müzik ve hatta hayat yolundaki yoldaşım, Eray Düzgünsoy’dan geliyor günün yazısı ve müzik seçkisi. Müzisyen cephesinden ele alıyor konuyu biraz daha içselleştirerek ve 9 Aralık 2014’te yazdığı bir yazıyı, aşağıda linki bulunan parçayı da ekleyerek, müzikle iyileştiriyor bizi. Aklımız selim, ruhumuz sağlam, dirayetle duruyoruz, üretmeye de devam ediyoruz. Hem de her zaman olduğu gibi…
Esra Kayıkçı'yı bundan birkaç ay önce keşfetmiştim. Dupduru sesini ilk dinlediğimde sevdiğim Esra'nın bir de "müzikoloji ailemiz"in ferdi olduğunu -ki aslında kendisi Bahçeşehir Üniversitesi'nde Caz Yüksek Lisans Bölümü'nde Ses Teknolojileri'nde pek kıymetli öğretmenim Alper Maral'la çalışmıştır- öğrenince kanım iyice ısındı. Karantina günlerinde üretimlerimizin yoğunlaştığı haberlerini birbirimize verirken de 2 yeni parça yaptığını öğrendim ve dayanamadım sorularımı yönelttim. Kırmayarak, sabırla cevap verdi. İşte "Karantina günlerinde müzik söyleşileri" serisinin ilkiyle Esra Kayıkçı karşınızda.
Geçtiğimiz haftalarda Spotify’da Barışarock’ta sahne alan müzisyen ve gruplardan oluşan bir play list hazırlamış ve yine hayıflanmıştım “Neden Cümbüş Cemaat yok?” diye. Bazen parçalarını çalmak istiyor, Youtube kayıtlarından başka bir şey de bulamıyordum. Tony Gatlif’in “Djam” filmine yaptıkları kayıt hariç. Onları canlı dinlemek dışında başka bir alternatif kalmıyordu. Bunu da İstanbul’da yaşadığım sürede de Datça’ya taşındıktan sonra da becerebildim sanırım. Kah onlar geldi, kah ben gittiğimde izledim. Her defasında bu kadar mı müziğe doyulur ve bu kadar mı eğlenilir? Doyuluyormuş da eğleniliyormuş da…
Davetin için teşekkürler dostum. Sana katılıyorum. Evet bence de müzik iyileştirir. Buna bizzat sayısız kez şahit oldum. 2000’lerin ve 20’li yaşlarımın başlarında Nayah’da DJ/sektörlük yaparken farketmiştim ilk. Nezle veya soğuk algınlığı semptomları ile girdiğim DJ kabinde bazen 3-4 saati bulan hissiyatlı ve danslı setlerin sonrasında adeta bir mucize gibi tüm hastalık belirtileri ortadan kalkmış şekilde ayrılıyordum… Üzerine de çıķısta Murat Çorbacısı’nda arkadaşĺarla içilen çorba ile güzel bir cila da yapınca ertesi gün olimpik bir sporcu gibi uyanıyordum. Hiç ilaç kullanmadan nice hastalığı bu sekilde atlattım o dönemde. Datça 1. Çamur Çukur Festivali'ne hoş geldiniz! Datça’da eş zamanlı yürütülen yol ve altyapı çalışmaları, ilçeyi neredeyse bütünüyle bir...